26 Eylül 2008 Cuma

Abbas in Capital of Ionia

Para kokusu almış kediden korkucan :)

Ozan'a (Keklik (K2)) hepiniz adına sarıldım. Çok da iyi gördüm
kendilerini...


Bu yaz
ar bir Purple Heart madalyası taşımaktadır.

25 Eylül 2008 Perşembe

R2D2 Çeviri

R2D2 gibi konuşmak mı istiyorsunuz? Buyrun buradan yakınız...





Bu yazar bir Légion d'honneur madalyası taşımaktadır.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Cylon'lardan yardım çağrısı!

Sadece onlar değil Jabba, Max Rebo Band gibi birçok eski film kahramanının da soyu tükenme tehlikesi altında. Kimi zaman 'stop motion', kukla veya kostüm, makyaj ile yaratılan karakterlerin (1, 2) başarısına ulaşamayan, bizi filmden soğutan CGI'ın (Computer Generated Imagery) kariyer gelişimini buradan inceleyebilirsiniz. İlk gerçekçi insan teni, ilk su yapılalı yıllar geçti, belki izlerken farkına bile varmadık. Simone, CGI karakterin yapımcısının kurtarıcısı ve kabusu oluşunu anlatan 'nefis' bir filmdi. Rachel Roberts, CGI'dan rol çalan ilk oyuncu oldu, ama CGI'ın çaldığı ve çalacağı roller artarak devam edecek. Rachel, bilgisayar yaratımı kusursuzluğunu canlandırdı, peki ya aşağıdaki?

17 Eylül 2008 Çarşamba

13 Eylül 2008 Cumartesi

Yeni Bond fragmanı

James Bond'un en sevdiği içki nedir?


Hazır konu James Bond'dan açılmışken cahillikler kitabından bir özet yapalım...

Fleming'in kitaplarında yapılan bir çalışma sonucu James'in ortalama 7 sayfada bir içki içtiğini ve içtiği toplam 317 içkiden en çok tercih ettiği 101 adet ile viskidir (58 bourbon, 38 scotch). Yakışıklımız 30 bardak şampanya ve 35 tane Japon likörü de yuvarlamış arada. 19 votka martini 19 tane de cin martini içmiş ama bunların çoğu ısmarlanan içkilermiş.

Bu arada, cin martininin çalkalanarak mı karıştırılarak mı içilmesi gerektiğine dair tartışmalara Bond "Çalkalanmış olsun, karıştırılmış değil!" sözüyle katılmaktadır. Çalkalanmış cin martiniye bradford denmektedir ve işin piri olanlar çalkalamaya karşıdırlar. Çünkü çalkalamadan kaynaklanan hava girişi lezzeti oksitlendirirmiş...

İnsan tabii bir an için düşünmeden edemiyor, kadından, giyimden, arabadan, silahtan, ajanlıktan bu kadar anlayan bir adam böyle bir oksitlenme detayını nasıl atlar? Cevabı: Ian Lancaster Fleming'de martinisini cinle birlikte ve çalkalanmış tercih edermiş.

Tabii buradaki en üzüntülü kısım da adamın içtiği bunca içki arasında bir rakı kadehi görememiş olmaktır. Ülke tanıtımına da katkısı olurdu hem. Araba firmaları Bond bu sene bunu kullansın, bunu kullansın diye yarışırken Yeni Rakı da bastırıp parayı bir kadeh içirse Bond abimize fena olmaz mı? Zaten tam bir at, avrat, silah adamı kendisi... Rakı da tamamlar bünyeyi, hem "Çalkalanmış olsun, karıştırılmış değil!" demek yerine, "Sek olsun, peynir de getir!" de diyebilir.

11 Eylül 2008 Perşembe

Bond geliyor... Bu sefer kızgın!

14 Kasımda gösterime girecek olan Bond serisinin son halkası Quantum of Solace'ın yeni fragmanı Bond'un kişisel sitesinde yerini aldı. Filmin konusu benim gibi Bond köklerine bağlı Bond severlere yeni bir heyecan yaşatacağa benziyor. Eski Bond'larımızın 'pis' komünistlerden önceki büyük düşmanı SPECTRE sanki geri dönüyor. Fragmanda "Öncelikle bilmeniz gereken, bizim heryerde adamlarımız vardır!" lafı uzun soluklu bir kovalamacanın başlangıcı gibi geliyor benim kulaklarıma... Eskiden şu kucağında beyaz İran kedisiyle oturan ve yüzünü uzun süre görmediğimiz baş kötüyü bakalım nasıl yeniden canlandıracaklar.

6 Eylül 2008 Cumartesi

İngiltere'den babam çıksa dinlerim

Az önce radyoda peşpeşe Morrissey, The Cure ve Thom Yorke çalınca aklıma gelen söz. Ama baktım Ekşisözlük'te çoktan birileri entry açmış bile.

4 Eylül 2008 Perşembe

2 Eylül 2008 Salı

"I HATE MY FATHER"

Keşke elimde olsa da Heath Ledger'ın Joker'i oynadığı tüm sahneleri bulup siteye koyabilsem. Dolaşırken bunu buldum. Hiç yoktan iyidir diyerek paylaşayım dedim. Joker'i bir partiye davet etmeden önce bir kez daha düşünmemizi sağlayan güzel ama kısa bir parça Dark Knight'tan.

Açıkhava'da propaganda

1950 yılında tamamlanıp hizmete girmiş olan Harbiye (Cemil Topuzlu) Açıkhava Tiyatrosu 61 yıldan beri ilk kez bakım görüyormuş, büyük şehrin büyük belediyesine göre.

Yaptıklarını halka duyurmak için köprüye, bacaya yazıyorla ya, oradan öğrendik bunu da, açıkhavada propaganda... Biliyorsunuz İstanbul içme suyu borularının da yüzde 98'i yenilendi diyordu geçenlerde de, öyle olsaydı hallaç pamuğu gibi atılırdı sokaklar, caddeler, ama ben görmedim. Demek ki ben yüzde ikisinde geziyorum şehrin.

Açıkhava Tiyatrosunun yenilenmesi yeni haber, daha iki hafta önce altından çok geçtim bu haberin, fakat altında kalacağımı sanmıyorum. 1947 yılında açılışı yapılan fakat 1950 yılında tam anlamıyla kullanıma geçen Açıkhava Tiyatrosu bu hesapla tam 61 yaşında. Belediyemiz de inşasından bu yana el sürülmediğini ve kendilerinin bu işe soyunduğunu propaganda malzemesi yapıyor. Peki gerçekten böyle mi?

Şunca ömrümde ben 3 defa yenileme ve geliştirme faaliyetleri içinde bulunulduğunu biliyorum, kendi gözlerimle gördüm, yaşadım. Bunlardan biri sahne üstünün örtülmesiydi, ikincisi minderimizle gittiğimiz mekanın oturma şartlarının iyileştirilmesi, son olarak da taş cephenin basınçlı kumla temizlenmesiydi hatırladığım. Turnikelerinin yapılması, büfesinin, tuvaletlerinin yenilenmesini saymıyorum, onlar benden olsun.

Şimdi hangi hesaba göre 61 yıldır ilk kez yenilenmiştir Açıkhava Tiyatrosu? Sanırım belediyemiz matematiksel hatalar yapıyor!