31 Ekim 2008 Cuma

Mustafa hakkında bir kaç şey

Selamlar,

Üst üste gelen 2 e-postanın ardından birşeyler yazma zorunluluğu hissettim.

Sadece Mustafa'yı galasında (Birçok kişiden önce olması açısından) seyretmiş biri olarak, bu ya da benzer postaları okuyup henüz seyretmemiş birileri varsa aksi fikirlerimi belirtmek istedim.

İlkokul yaşlarımda iken; yani ortalıkta internet yokken, sadece devlet politikası prangalı kitaplar ve görseller ile muhattap olabildiğimiz zamanlarda ulu önderin fotoğraflarına takılmışım demek ki; babama bir okul dönüşü büyük merakla "Atatürk neden bu kadar hüzünlü bakıyor" diye sormuştum. O da belki de bugüne kadar 1-2 kereden fazla olmadığı şekilde cevabını bilmedigi bir soru karşısında geçiştirmişti beni.

Filmi seyredene kadar bu hüznün nedenini bilmiyordum!

Büyük bir adamın, özel gönderildiğine inandığım, tarihi değistiren bir kumandan ve fikir adamının bizler gibi nefes aldığını, canının yandığını, bir gözünde neredeyse göremeyecek kadar problem oldugunu, Şam'a sürülürken annesi ile kucaklaşmasına bile izin verilmediğini, kadınlara aşık olup romantik mektuplar attığını ve evet, karanlıktan korktuğunu öğrendim.

Tabulaştırmanın anlamak değil uzaklaştırmak olduğuna inandığım için sevdim filmi.

Kafasındakileri yapmak için afedersiniz ama tabiri caizse "köprüyü geçene kadar ayıya dayı" dediğini gördüm...

Hayatının sevdasını, askerliği bırakıp hiçkimse olarak Ankara'da bir devlet kurmak isteyen bu yüreğe dinsiz diye fetva verenleri, meclis açılışında arkasında fotoğraf karesine sokmak icin 28 Ekim yerine 29 Ekim Cuma günü hutbeler, kesilen kurbanlar ile kandırdığını gördüm...

Bu ülkede bir cumhuriyet kurmak için hilafet ve İslam için savaştığını haykırdığını; aç, parasız, silahsız bir millete destek bulmak icin komunizm dogmasına sığındıklarını tüm dunyaya açıkladığını gördüm...

Ve bu manevraları yıllar sonra açık yüreklilikle itiraf ettigini... Meclis çatısı altında konuşurken o aynı ulemalara bilgiyi gaipten ve gökyüzünden yere indirdiklerini haykırırken seyrettim Mustafa'yı.

Yorgun bir adam gördüm, hüzünlü... Bir göçmen kadar, babasız bir çocuk kadar...

Ayrıca, İslamiyet'in uyuşturduğu bir milleti ayağa kaldırmaya çalışırken ne kadar sert ifadeler kullandığını, bugün o cümlelerin onda birini yazmanın savaş çıkarabilecek kadar ağır olduğu metinleri alıp -hem de kendini bu ateşe atmasına hic gerek yokken- filmine kurgulayan Can Dündar'ı kötülemeye çalışmak neyin nesidir bilemedim...

Kararı siz verin seyrederek elbet, ama ben nefret gördüm bu yazılarda. O karelere bakarak böyle bir çıkarım yapmak bana sadece nefret ve kıskançlık çağrıştırdı, eğer ileri gidersem çokça da bağnazlık.

Hani o büyük Mustafa'nın kökünü kazımaya çalıştığından...

Saygılar.

30 Ekim 2008 Perşembe

Büyük Birader

Hepimizin cebine birer cep telefonu yerleştirip, e-posta'lar ile iletişimimizi sağladımız, evimizde en az bir bilgisayarın bulunduğu bugünlerde, finans kayıtları, aile fotoğrafları, kişisel yazışmalara kadar bütün bilgimizin deposu olan bilgisayarların bu kadar yaygın olmadığı, hatta evlere, cebimize gireceği bile bilim-kurguya konu olduğu dönemlerde doğan 'büyük birader' yaşam alanını değiştirerek gelecek için kurgulanan elektronik dünyasının prangasını hepimizin boynuna geçirme yolunda hızla ilerliyor.

Bu teknolojik gelecek paranoyası diyenleriniz olacak, ama verilerin kaydedilmesi konulu AB direktifi Ocak ayından beri yürürlükte. Bu sebeple cep telefonları ve e-posta trafiği kaydediliyor. Gün geçtikçe daha fazla hükümet suçla mücadele bahanesiyle yurttaşlarını gözetliyor. Acaba kim iyi, kim kötü? Şu bir gerçek ki verilerin depolanması konusunda ayrım gözetilmiyor, yani hepimiz potansiyel suçluyuz...

Haziran ayı başından beri İsveç gizli servisi FRA, İsveç hatlarından geçen tüm uluslararası e-posta trafiğini denetliyor. İçeriklerine kadar incelediği e-postalar ile AB direktiflerini en sıkı uygulayan ülke İsveç. Hemen belirtmek lazım Rusya'nın veri trafiğinin %80'i İsveç'ten geçiyor! Bu konularda örnek ülke tabii ABD, 11 Eylül'den sonra kabul edilen Vatandaşlık Kanunu ile birey haklarının çiğnendiği birçok uygulama terörizmle savaş adına uygulamada. Phil Hazlewood'un Agence France Press için kaleme aldığı yazıda, 2006 yılında İngiltere'de 4,2 milyon kamera bulunduğunu öğreniyoruz, bu da diğer bir konudaki yatırımla ilgili size ufak bir bilgi verecektir. Ayrıca bu iş yazılı metinlerde geçen birkaç anahtar kelimeyi taramaktan daha zordur sanırım!

Vatandaş bundan ne gocunsun değil mi? Amacı kötü olan korkacak, duydun mu birader!

Konuyla ilgilenenin daniskasıyım diyenler, Privacy International sitesinden detaylı bilgi alabilir, ayrıca Auscanzukus'un ne demek olduğu ve Echelon'un marifetleri için buraya göz atabilirler.

Yazımı tamamladığım sıralarda aldığım bir e-posta.
İlgili mi konuyla? Ucundan!

Birbirimizden ne alırız?

28 Ekim 2008 Salı

Ne o öyle hangar gibi!

Bilgisayar kasası diye asker bavulu gibi şekilsiz dikdörtgenleri kullanıyoruz.

Meraklıları yapmış: "Battlestar Galactica" sevenlere dradis ekranlı, gemi logolu, bol ışıklı hangar gibi bir kasa.

"Caprica 6'nın hastasıyım, bu kasanın meraklısıyım"

"FTL drive'ım ısınmadan, bu kasa soğumadan, şurdan şuraya atlama yapmam" - 13 Koloni atasözlerinden.

23 Ekim 2008 Perşembe

Çağlar boyunca kadın

Saatchi Galeri'de yer alan bu video resme konu olan kadının çağlar boyu nasıl ele alındığını gözler önüne seriyor. Bir zamanlar Michael Jackson klibinde de görmüştük benzer çalışma. Bir bakın derim...

Call of Duty: World at War

21 Ekim 2008 Salı

İyi ki Doğdun Abey!

Doğum günün kutlu olsun bruder! Pasta olayı yalan ama... Sen yine de bir dilek tut!

İsimsizler de doğar!


Doğduğu gün belli olan tek John doe, keyif ve sağlıkla nice senelere...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Çanı çal!

Bu Amerikalılar herşeyi pazarlama konusu yapmayı iyi bilir! Fırtına çıksa t-shirt'ünü, kupasını yapar işi paraya çevirirler... Bu bağlamda kendilerini, kurumlarını da marka haline getirmişlerdir. Bir cumhurbaşkanı ziyaret etse topraklarını eline tokmağı verir New York borsasını açma şerefine nail ederler, sen de demezsin "Yau, her gelenin eline tutuşturup bir haltmış gibi çan çaldırıyorsunuz, gidin işinize!", alırsın tokmağı çalarsın çanı, fotoğraflar çekilir, herkes gülüyordur... Ağızına bir parmak bal çalar yollarlar. Haber kanalların bu büyük lütfu haber yapar tekrar tekrar gösterir. Hatta öyle markadır ki bu kurumların isimleri dilimizde de İngilizce telaffuz edilirler, ef-bi-ay, si-ay-ey, en-es-ey... N'eyse bu başka bir yazının konusu, dağıtmayalım mevzuyu.

Çana dönersek, daha doğrusu New York borsasına, gene bir ziyareyçi ağırlamış geçen gün, gene ilk çan misafirimize çaldırılmış. Demek ki ne imiş çanın pek değeri yokmuş, gelen çalıyormuş, gerine gerine çalmak adama birşey kazandırmıyormuş.

Bu sefer misafirimiz mi kimmiş? Avustralya'dan, selvi boylu, saçları Helen'inki gibi altın sarısı, gözleri geçtiği okyanus gibi mavi, gülüşüyle gözlerinizin kamaşacağı, isminin çağrışımlar yaratacağı şarkıcı Delta Goodrem. Onun çaldığı çan ile açılan seansda 4 dakika içinde 382.23 puanlık, %4'ün üstünde artış yaşanmış, yaşanır. Çanı kime çaldıracağını bileceksin!


Star Wars alfabesi

Tweedlebop'tan Star Wars alfabesi, burada keyfinize sunulmuş...

Herşey tek bir Lego parçası ile başlar...

Diğer resimlerini buradan görebileceğiniz uçakgemisi yapılmış en büyük Lego işlerinden. Lego'nun 500.000 parçalı, 30 metreyi aşkın kule rekoruyla kıyaslamazsak tabii...

14 Ekim 2008 Salı

Başımızın üstündeki kediler

Kedileri sevmemin bir başka nedeni daha. Bizim, yataklarında uyumamıza izin veriyorlar geceleri. Sabah olduğunda da bizi uyandırmak gibi zor bir görevi üstleniyorlar. Kanıtı linkte...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Gelecek Eğitim Videosu

Nükleer savaş sonrası hayat kurgusu içinde yaşanan bir macerada rol aldığımız Fallout 3 oyunu için hazırlanmış sitelerden biri daha bize bu fantastik dönemden kesitler sunuyor. Geleceğe ne kadar hazırsınız? Şimdi bu geleceğe kendinizi hazırlamak için düğmeye basın, arkanıza yaslanın ve alıcınızın ayarları ile oynamayın...

Onu bir de görev başında görün!

Yediğiniz, içtiğiniz Dexter'dan ayrı gitmesin...

12 Ekim 2008 Pazar

GlaDOS'un şarkısı



Portal'ın sonundaki nefis parça, GlaDOS'un sesinden tipografik bir anlatım ile sizinle! Bu arada Wikia'yı takdimimdir...

Elf Kulağı

Elf kulağınızın mı olmasını istiyorsunuz? Evde sokakta kırda bayırda Bir Liv Tyler, bir Orlando Bloom havası mı estirmek istiyorsunuz? O zaman bu site tam size göre.

Küvet III

Keith Loutit isimli Sidney'li fotoğrafçıdan zaman-atlamalı (time-lapse) bu video, 'tilt-shift' tekniği ile çekilmiş. Sanatçının sığ alan derinliği etkisi yaratan bu teknik ile çekilmiş diğer videolarını da (1, 2) görmenizi tavsiye ederim, müzikleri de hoşunuza gidebilir...

10 Ekim 2008 Cuma

Kıyafet Balosu?

Diyelim ki bir kıyafet balosuna davetlisiniz. Karar vermeye çalışıp, dolanıp duruyorsunuz.

Alın size film karekterlerinden fikirler. 'Indy' her zaman bir numara ama 'Dude' olmak da şu an acayip cazip geliyor bana. Hem bornoz ve terlik hazır hem de 'White Russian' en yakın tekelden tedarik edilebilir...

9 Ekim 2008 Perşembe

İyi ki Amerika'da değiliz... İyi ki Amerika'da değiliz...

Gereksiz şeylerin anavatanı Amerika'da olsam 'fan'lığımın kurbanı olurdum kesin. İnsan her gördüğü Star Wars temalı t-shirt'ü almak ister mi? Yoksa bu sadece bana olmuyor mu? Bir göz atın...


Bu yaz
ar bir Purple Heart madalyası taşımaktadır.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Nefis maketler

Nedelin faciası

Challenger ve Columbia kazalarını hatırlarız, bu konulara ilginiz var ise rampada kalan veya havalandıktan bir süre sonra patlayan kimi insansız roketi de... Evet, birbirinden değerli insanların yitirildiği mekik kazaları hala gözümüzün önünde. Peki uzay yolunda faciaların en büyüğü onlar mı? Buradan öğrendiğime göre Nedelin kazası bildiklerinizden daha kötü.

Sputnik ve nicelerini başarı ile uzaya taşıyan, 1600 kalkışta %98 başarı ile görev yapan R7 roketlerinin yerini alması planlanarak tasarlanan R16'nın ilk uçuş denemesinde olan bu kaza proje lideri Mareşal Mitrofan Nedelin ve birçok üst düzey yönetici dahil 92 kişinin (74 askeri, 18 sivil) sonu olmuş. Daha sonra yapılan araştırmalar bu sayının 122 olduğunu göstermiş, sigara içmek için bölgeden ayrılan roketin tasarımcısı, roket bilimci Mikhail Yangel kazadan sağ kurtulmuştur.

R7'lerin sıvı oksijen ile çalışan motorlarının saklama ve güvenlik sorunları yaratmasına alternatif olarak geliştirilen R16'lar 'Devil's Venom' denilen nitrik asit ve hidrazin karışımı kullanıyorlardı. Bu karışım gövdede aşınmaya yol açacak ve buradan püsküren yakıt kazada çevresine ölüm saçacak, yanma ve zehirli gazlar ile anında ölenlerin dışında, kaçmaya çalışanlar da tel örgü ile çevrelenen alanda ateş topuna yakalanacaktır.

Uçuşun Bolşevik Devrimi'nin yıldönümüne yetiştirilmesine çalışıldığı 1960 yılının 24 Ekim'inde, Nedelin'in kişisel ihtirasları ve ardı ardına gelen teknik problemler kazanın sebebini oluşturmuş, güvenlik prosedürü hiçe sayılarak devam eden kalkış hazırlıkları yanlışlık ile roketin rampada ateşlenmesine ve sızan yakıtın patlamaya sebep olmasına kadar varmıştır.

Kazadan sonra ilk deneme 1961 yılının Şubat ayında gerçekleştirilebilecek, fakat R16 1963 yılına kadar göreve hazır olamayacaktır...

Roketin ateşlenmesiyle otomatik olarak çalışan kameralar olayı günümüze taşıyan görüntüleri kaydetmeyi başarmış

Counter Strike bilginizi sınayın

Çok oyunculu (multiplayer) oyunların atalarından olan Counter Strike çoğumuzun hafızasında yer etmiştir. Hala haritaları gözümüz kapalı bilir, tuş kombinasyonlarını hatırlar, yeri geldiğinde CS maceralarımızı birbirimizle paylaşırız... Bu konuda bilginizi sınamak, anılarınızı canlardırmak istiyorsanız buradaki testi cevaplayabilirsiniz! Go go go...