26 Kasım 2008 Çarşamba

Google'ın ayıbı ;)

Bu nasıl bir arama motorudur, ahlaksız tekliflerde bulunan? Masumane arayışımı yaparken "sharapova" sorgusuna ne teklif aldım çok bilmiş Google'dan dersiniz? Evet, bu aramam karşısında Google bana "sharapova frikik" dedi, ilgili arama olarak bunu dallandırdı bana. Demek milletin aklı fikri bu ki Google'da kendini bu konuda geliştirmiş, öğrenmiş. Bir gün insanların arama yaptığı kelimeler, kriterler, alanlar, cümleler her ne ise bu Google'a belirli bir insanlık profili oluşturacak ve düğmeye basan belki de o olacak (bkz. aşağıdaki blog), ne fantazi ama. Yanlış anlaşılmasın fantazi Google'la ilgili...

Şimdi demez misiniz "ne arıyordun Sharapova ile ilgili", varsayalım sordunuz cevaplayayım; İspanyol GQ dergisine verdiği pozlar tenis aşkımı kabarttı da seceresini araştırıyordum. Bu arada bizim GQ türevi dergilerimiz de umarım bir gün bu içerik kalitesini tutturur, gene mevzu Sharapova değil siz fesatsınız. Netekim (paşam böyle derdi) tenis kortlarının görüp göreceği nefis bir kariyer, kişilik, sporcu, güzel insan... Evet hastasıyız, arka çizgi (baseline) oyununa, güçlü, uzun boylu tenisçilerin tercih ettiği izlemesi zevkli oyun tarzına (sizin aklınız başka yerde galiba).

19 Nisan 1987, Nyagan (Rusya) doğumlu olan tenisçi şu sıra Florida'da ikamet etmekte. Jade Raymond için de söylemiştim, çiçek göndermeyi ihmal etmeyin. 1,88 m. boyunda, sağ elli, backhandlerini çift el kullanıyor ve yıllık kazancı 23 milyon Dolar'ın üstünde. Tenis dünyasının eski 1 numarası şimdi 6'ncılıkta ama kazandığı 3 Grand Slam, Winbledon, US Open ve bu yıl Avustralya Açık'da Ana Ivanovic'i yenerek aldığı birincilik ile spor kariyeri başarılarla dolu. Teniste uzun yıllar kalmasını, vatandaşı Kournikova gibi işi sadece modelliğe, sosyal etkinliklere dökmeden nice finallere adını yazdırmasını dilerim spor adına...



25 Kasım 2008 Salı

Terminator Salvation

Terminator Salvation, Sony'nin sitesinde yayınlanan hareketli posteri ile gelecekten geldiğini kanıtladı. Sinema salonlarında da posterleri artık bu şekilde görürsek şaşırmayalım, ne de olsa Terminator Salvation: The Future Begins ifadesiyle lanse edilmişti...

22 Kasım 2008 Cumartesi

Karaköy İskelesi battı

1200 metrekarelik yolcu salonuna sahip Karaköy İskelesi dün gece şiddeti saatte 42 km.'i bulan lodosun etkisiyle 16 dubasından birinin su almasını sonucu yan yattı ve kurtarma çalışmalarının sonuçsuz kalmasıyla gece yarısı sulara gömüldü. Saat 20:30 sularında yan yatan ve boşaltılarak seferlerin iptal edildiği iskele 4 saat süren kurtarma çabalarına rağmen sulara teslim oldu.

Şehirhatları vapurlarının çalışmaya başlandığı yıllardan beri var olan iskele 1936'da Haliç Tersanesi'nde yapılan yenisi ile değiştirilmiştir. 1958'e kadar hizmet veren bu iskele dubalarının su alması ile yan yatmış ve batmıştır. Bu dönemde Kadıköy ve Haydarapaşa vapurları Galata Köprüsü'nde bulunan Adalar İskelesi'ni geçici olarak kullanmış, batık olan iskele Haliç Tersane'sine çekilerek onarım gördükten sonra aynı sene içinde bu sefer köprüye bağlanmayarak şimdiki yeri olan Kefeli Han'ın önüne sabitlenmişti. Bu iskele ise 1 Mart 1966'da iki Sovyet tankerinin liman ağzında çarpışması sonucu denize dökülen mazotun alev alması sonucu yanına bağlı "Kadıköy" vapuruyla beraber yanmış, yenisi aynı yıl içinde hizmete girmişti.

Dün (21 Kasım 2008) sulara gömülen iskele 1984 yılında İstinye Tersanesi'nde yapılarak kullanıma açılmış, eski iskele ise Harem'e bağlanarak hizmet binası olarak görev yapmaya başlamıştır.

20'nci yy. başlarında Galata Köprüsü'ne bağlı Karaköy İskelesi

Şimdiki yerine bağlı Karaköy İskelesi, o dönemde
Galata Köprüsü'ne de vapurlar yanaşıyordu

19 Kasım 2008 Çarşamba

Çift görüyorum

Tatooine güneşinde güneşlenen prensesler

Luke korunma konusunda bilgisizdir...

"Luke, at that speed do you think you'll be able to pull out in time?"
Yoda ise tam bir uzman,
"Control, control! You must learn control!"
Ve tam bir kendini beğenmiş,
"Size matters not. Judge me by my size, do you?"
Han Solo tekliflere açıktır,
"Back door, huh? Good idea!"
Leia ise tam bir prenses,
"Aren't you a little short for a stormtrooper?"

Üstteki satırlar Star Wars: a New Hope, the Empire Strikes Back ve Return of the Jedi filmlerinden...

17 Kasım 2008 Pazartesi

Mahvettin bizi Star Wars

Torunlarımıza anlatacağız seni dizimizde otururlarken, 80 yaşında hala t-shirtlerini giyeceğiz, Obi-Wan kupamızdan çayımızı içerken maketlerini yapacağız. Tunus çöllerinde başlayan bu efsane aradan geçen bunca zaman, yaşımız, izlediğimiz onca film ve yapımcı-yönetmeni George Lucas'ın karanlık tarafa geçmesine rağmen ruhumuza işlemiş durumda. Başka bir şey koyamayacağız galiba bu gidişle senin yerine, mahvettin bizi.

Michael Heilemann Binary Bonsai adlı sitesinde senden bahsediyordu, Ralph McQuarrie'nin nefis konsept çizimlerini ve storyboard'undan kareler koymuştu flickr'a. Müptelası olduğumuz için zehrinden içtik gene kana kana, ama bu da bitti şimdi n'apacağız ha, söyle var mı cevabın? Artık çizgi filmlerle de oyalayamazsın bizi mahvettin, bitirdin. Leia yaralarıma merhem olacak, bu dünyada herşey yalan ulan yalan...

14 Kasım 2008 Cuma

Velkam tu Raşa*

Murmansk'da aurora borealis

Eski komşu Rusya'dan şöyle bir blog ile karşılaştım geziyorken. "Ne güzel komşumuzdun sen" dedirtecek türden... İlk tesadüfüm trenleri ile oldu, bu kadar güzel tren fotoğrafını uzun zamandır bir arada görmemiştim. Binip gidesim geldi son istasyonuna kadar. Götürdüğü yerler buralar olmalıydı.

Sonra basınçla ezilen çelik uğultuları geldi kulağıma derinden, "Kaptan kahve var mı?" St. Petersburg'luymuş meğerse, uzun zamandır ailesini görmemiş. Annesi Moskova Hayvanat Bahçesi'nde bakıcıymış 1920'de, vodka içmeye başlamıştık bu sırada. Bir oğlu pilot olmuş, ama diğer çocuklarından dertli her baba gibi. Sivastopol'a tayin olacak yakında, orada da emekli... "Güney sıcak, kemiklerim ısınır artık" diyor. Belki terkedilmiş yeraltı denizaltı üssünde müze müdürü olur.

Ben buradan döneyim, siz yolunuza devam edin; oyun böyle oynanmalı, Sovyet mekiği Buran, PPSh'nin böylesi, dünyanın egzozu, 15 dakikalık sahne, hayalet şehir, acil iniş, eski zamanlar...

Do svidaniya!



*Rus aksanı ile okunacak. Sivastopol günümüzde Ukrayna topraklarında bulunmaktadır.

13 Kasım 2008 Perşembe

Ağaç yaşken eğilir

Batman davası

Davamız dünya basınında da yankı buldu; CNN, NBC, IMDb, Variety, Guardian, Yahoo, Telegraph.

Popüler olmayan haberler

Memleketimin medyasının kaçırmış olabileceği ilginç haberler dizisinden ağımıza takılan bir haber... Elin adamı ne işler yapıyor, biz ise memlekette onun tangası, bunun bilmemnesi diye boş boş konuşuyoruz. Şuradan da detaylı bilgi ve fotoğraflara ulaşmanız mümkün.

9 Kasım 2008 Pazar

Kesin kavgayı kızlar!

Dragon Con'da meydana gelen bu yastık savaşı Han Solo'ya sahip olmak için mi acaba? Kısa bir süre önce, uzak bir diyarda yapılan ve fantastik, bilim-kurgu, çizgi roman, oyun kahramanlarının buluşmasını sağlayan etkinlik dünyanın konuyla ilgili en büyük toplantısı.

Resimde seçilemeyen ama kişisel favorim olan Amira Sa'id ise hayatını Prenses Leia olarak kazanan profesyonel bir dansçı. Bu organizasyonların aranan kişiliği haline gelen Amira'nın sitesinden video ve fotoğraflarına ulaşabilir "annesi" Padme ile dansını seyredebilirsiniz. Eğer ben Leia'yı sarışın istiyorum derseniz buraya, Dragon Con'daki diğer kahramanlar için ise buradan başlayarak 25 sayfa kadar bakmanızı öneririm (1, 2, 3).

8 Kasım 2008 Cumartesi

Fanboys

Yarı insan, yarı robot, tam bir işçi*

Honda'nın geliştirdiği bu "yürüyüş destek asistanı" vücudun üst kısmını destekleyerek bacak eklem ve kaslarına binen yükü azaltıyor. 6,5 kiloya yakın ağırlığı ile cihaz iki motorunu 2 saat boyunca destekleyen lityum-iyon pillere sahip. Üreticinin bu ay sonuna doğru fabrikalarında test kullanımına sunacağı yürüyüş asistanı eğilme-kalkma, yürüme, merdiven çıkma fonksiyonlarını kullanıcısının doğal davranış biçimlerine uyumlu bir şekilde üstesinden geliyor, hem de sizi o gün hangi ayakkabıyı giyeceğinizi düşünmekten kurtarıyor.*

Yıkılmadım, ayaktayım!

6 Kasım 2008 Perşembe

Batman bizimdir bizim kalacak!

DTP’li Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, ‘Batman’ filminin yönetmeni Christopher Nolan’a, Batman şehrinin adını izinsiz kullandıkları gerekçesiyle dava açacak! ‘Batman’ adının Batman’a, isim hakkının da kendilerine ait olduğunu savunan Kalkan, konuyla ilgili hukukçuların çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı: "Üç yıl önce Yılmaz Güney Sinema Salonu’nu dünyada gişe rekoru kıran Batman filmiyle açmayı planlıyorduk. Fakat sinemanın adı Yılmaz Güney olduğundan usta oyuncunun filmiyle sinemamız açıldı. Dünyada bir tek Batman var. ABD’li film yapımcıları ilimizin adını bizden habersiz filmlerine yansıtmışlar. Batman’ın adını kullananlardan davacıyız. Bu davayı gerekirse de ABD’de de açacağız" dedi. Biz de kulaklarımıza ve okuduklarımıza inanamadık.

Sadece Christopher Nolan'a açma davayı başkan, Tim Burton'a, Detective Comics'e (DC), Bob Kane'e, Bill Finger'a da dava aç. Yarasaya 'bat', adama 'man' diyen bütün Anglosakson medeniyetlerine çek kılıcını, Harvey Dent bu mücadelende yanında olacaktır!

5 Kasım 2008 Çarşamba

Atatürk

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'ta, bakan ise Niğdeli Abidin ÖZMEN' dir. Bakan, makamında çalışırken kapı çalınır, bakanın gür sesi kapıdakileri içeri davet eder: "Giriniz!"

ATATÜRK'ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Hoş beşten sonra yaver, Bakan Abidin ÖZMEN'e bir zarf uzatır. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. ATATÜRK' ten gelen bir mektuptur bu: "Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı...". Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur. "Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye parasız yatılı olarak kaydını yaptırıp..."

Bu, ATATÜRK' ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan Abidin ÖZMEN, orta öğretim genel müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir; "Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukları Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının 'Veli ve ödeyen hanesine ATATÜRK' ün ismini yazdırarak bana getiriniz."

Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin ÖZMEN de kısa bir mektup yazarak yaveri ile ATATÜRK'e yollar.

Mektubun içeriği şöyledir; "Muhterem ATATÜRK, Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı ATATÜRK gibi biri bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum..."

ATATÜRK bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek; "Bak, senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı" diyerek olayı anlatmış. İnönü, bakanı adına özür dilemiş. ATATÜRK, "Yok!" demiş "Özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse..."

Hata ise hata, insanlık ise insanlık, sonuç ise anlayana!

Bitmemiş kuğu

Tamamen beyaz bir dünyada elinizdeki boya tabancası ile yolunuzu bulmaya çalıştığınız Unfinished Swan sanırım türünün ilk örneği bir "first-person boyama" oyunu. Portal'ın devamını beklerken bu tarzda oyunların geliştirildiğini bilmek güzel, sadece kan dökmek üzerine kurgulanmamış, bulmacalar ile donanmış, günümüz 3B teknolojilerini kullananan algı zorlayıcı bu oyunlar sizi düşünceleriniz ile yüzleştiriyor, geriyor, korkutuyor...


V!

Remember, remember the fifth of November,
The gunpowder, treason and plot,
I know of no reason
Why the gunpowder treason
Should ever be forgot.

Guy Fawkes, Guy Fawkes, t'was his intent
To blow up the King and Parli'ment.
Three-score barrels of powder below
To prove old England's overthrow;

By God's providence he was catch'd
With a dark lantern and burning match.
Holloa boys, holloa boys, let the bells ring.
Holloa boys, holloa boys, God save the King!


Ama biz unuttuk... İngiliz parlemontosuna dürüst bir amaçla giren son insan olarak bilinen Guy "Guido" Fawkes'ı unuttuk! Ama düşününce; biz "barut komplosu" olarak bilinen bu olay hakkında ne biliyoruz ki?

Aslında planı yapan Robert Catesby iken, elinde meşale parlemento binasının altında yüklü miktarda barutla yakalanan Guy'ın amacı kral, kraliyet ailesinin büyük bir bölümü, aristokratlar ve tüm parlemento ertesi sabah toplandığında günümüzün 11 Eylül'üne denk terörist eylemini gerçekleştirmekti. Tarihçiler ve fizikçilerin hesabına göre o kadar barutun yeraltında patlatılmasıyla 100 metre çapındaki herkes ölecek, eş zamanlı olarak geriye kalan kraliyet ailesinin kaçırılmasıyla İngiltere büyük bir kaosa sürüklenecekti. İyi tamam da, neden?

Guy Fawkes, English Roman Catholics adlı gruba üyeydi. Olayın yaşandığı 1604 İngiltere'sinde Katolikler, koyu Protestan kralın baskısı altındaydı. Eylemin amacı Protestan hükümeti ortadan kaldırmaktı. Dolayısıyla terörist bir eylemden çok bir devrim hareketi sayılırdı. Tek sorun başarısızlığa uğramaları baskının çok daha fazla artmasına sebep oldu. Guy'ın 4 gün boyunca işkenceye dayanıp tek kelime etmemesi de pek işe yaramadı ve komploya katılanlar teker teker asıldı, boğuldu, yakıldı. Bize de kala kala, her 5 kasımda bu komplonun bozguna uğraması şerefine yakılan şenlik ateşleri kaldı...

Lightsaber

Bana lightsaberini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Mustafa hakkında birkaç şey daha

Sevgili Baal kardeşimin 'Mustafa' filmiyle ilgili yazısını kullandığı dile gıpta ile okurken, fikirlerinin çoğuna katılmadığımı belirtmek isterim. Gayet tabii bu konu yüz yüze de dile getirilecektir ama yine de ben 1-2 satır yazmak istedim.

Öncelikle filmi hiç ama hiç beğenmedim. Gerek kurgusu, gerek kullanılan dokümanlar birkaç hareketli animasyon dışında yetersizdi. Milyon defa kitaplarda görmüş olduğumuz fotoğrafların 'photoshop' ile makyajlanıp bol bol yakınlaştırılarak, fona Bregoviç’in Balkan melodilerinin koyulmasından ibaret bir belgesel olmuş. Hazırlanırken ne kadar dokümandan faydalanıldı bilmem ama Anadolu’unun çeşitli yerlerine gidip yaşlılarla konuşarak edinilebilecek birkaç anektod ile bu iş nasıl kotarılabilir aklım almadı pek. Filmde şurasına para harcandı diyebileceğim tek yer belki de Ankara’daki halkın misket oynayarak Mustafa Kemal’i karşıladıkları sahneydi.

Filmin ilk yarısında yüzümün gülümsemesine sebep olan birkaç sahne olmuştu, fakat 2. yarı başladıktan sonra savaş alanında gösterilen dehanın sonrasında devrimlere geçilirkenki anlatım dili beni dehşete düşürmeye başladı.

Belki çok iddialı kaçacak ama söylemeden edemiyorum, bu ülke sınırları içinde Atatürk günümüz şartlarında ancak bu kadar kötülenebilirdi.

Bundan sonra yazacaklarım seyretmeyenler için 'spoiler' niteliği taşıyacağı için isteyenler filmi seyrettikten sonra okuyabilirler...

Evet dehşete düşmemin sebebi filmin her geçen dakikada bilinçsiz ya da bilgisiz bir topluluk için ne kadar tehlikeli olacağının farkına varmamdır. Gayet tabii Atatürk’ün zayıf yönlerinin de olduğunu ve bunların topluluk önünde konuşmanın tabu meselesi haline geldiğini hepimiz biliyoruz. Gayet 'cesur' bir şekilde bu filmde Atatürk’ün bu yönlerinin "O’nun insani yönlerini anlatacağız" diyerek bütün yönlerinden daha fazla ön plana çıkarılması bana bir süre sonra cesaretten çok kasıtlı yapılmış gibi geldi.

Yazdıklarımı okumadan önce düşünce yapısının ne kadar "Atatürkçü" olduğu tartışılabilecek bir hükümetin Milli Eğitim Bakanı’nın tüm ilkokul öğrencilerinin bu filme gitmesini tavsiye etmesinin ardından okulların turlar düzenleyerek sinema salonlarında uzun kuyruklar oluşturduğunu unutmayınız. Ki bu çocukların henüz fikirlerinin filizlenme aşamasında olduğunu, önüne sunulan bilgileri derleyerek bir çıkarım yapmalarından çok sunulan fikirlerin doğru olacağını düşünecekleri bir yaşta oldukları da su götürmez bir gerçektir.

57 yaşında sirozdan ölen bir insanın alkolle ne kadar yakın olduğunu tartışmamıza tabii ki gerek yoktur. Hepimiz O’nun ne kadar içkiye düşkün olduğunu biliyorduk. Fakat günümüzde iktidarın görüşleri doğrultusunda televizyonlarda "aman çocuklarımız kötü etkilenmesin" diye bütün programlardan içki ve sigara görüntülerinin makaslandığı bir ortamda, Milli Eğitim Bakanı’nın mutlaka her çocuk izlesin dediği filmin pek çok karesinde Atatürk’ün elinde içki ve sigara ile görünüyor olmasının o gencecik zekalara Atatürk’ü ne kadar örnek alınabilir gösterildiğini tartışabiliriz. Her ne kadar Atatürk’ün içkiye zaafını açıklarken "Bu kafa bu vücudun önünde gidiyor. Bu vücut artık bu kafaya yetişemiyor. Bu nedenle içiyorum." açıklaması kullanılmış olsa da 8 yaşındaki bir çocuk bu cümleden ne kadar bir şey anlayabilir, bunu da tartışabiliriz.

Atatürk’ün zaaflarından diğer biri olan kadınlar konusuna geldiğimizde ise, intihar eden sevgilisinin tamamen Atatürk’ün vermiş olduğu kararlar neticesinde kendisini öldürdüğünü düşünmek bence biraz sığ bir düşünceymiş gibi geliyor. Bir insan intihar ederken pek çok nedenden etkilenebilir. Ama bunun sadece ve sadece bir kişinin almış olduğu karar nedeniyle gerçekleşecek olması bana çok da inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki insanın gönlü bir gün birisine bağlı iken diğer gün başkasına kayabilir. Bunu filmlerin kötü karakterinin almış olduğu kararmış gibi göstermek bence doğru değil.

Kötü karakter demişken, Atatürk’ün "Tek Adam"lık devrinin anlatılması sırasında fonda çalan müziğe dikkat edin. Sanki sahneye filmin kötü adamı çıkıyormuş da herkesin hakkından birazdan gelecekmiş gibi bir hava estirilmiş.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması konusunda verilen bilgi ise gülünç. Neymiş efendim Mustafa Kemal küçükken hocasından yediği bir tokadın intikamını almak için kapatmış. Bu kesinlikle art niyetle yapılmış bir yorumdur. Sanki yapılan bu devrim belirli bir ideolojiye yönelmek için değil de tamamen kişisel bir tercihmiş gibi sunuluyor. Biliyoruz ki intikam erdemden uzaklaşan bir insanın seçmiş olduğu yoldur. Eğer birisi birisinden intikam alıyorsa yaptığı hareket genelde yanlış olarak algılanır. Şimdi düşünün tekke ve zaviyelerin kapatılması hareketinin kafalarda yanlış olduğu olgusunu yaratmak günümüzde hangi kesimin hoşuna gider?

Atatürk’ün tam bir din düşmanı olarak gösterildiğini seyreden herkes rahatlıkla algılayabilir. Söylemiş olduğu sözlerden, yapmış olduğu hareketlerden "sözde insani yönünü göstereceğiz" teranesi ile cımbızla en antipatik olanlarını seçerek mi biz çocuklarımıza Ulu Önder işte böyleydi diyeceğiz?
Filmde padişah rejiminin almış olduğu kararların en ufak şekilde eleştirilmemesini seyrettiğim onca taraflı görüş içinde hiç ama hiç yadırgamadım.

Epey uzun yazdım ama şunu söyleyebilirim ki; Atatürk bu filmde tamamen içki ve kadın düşkünü, din düşmanı, kendi çıkarları için kendisine en yakınlarını bile satabilen, arkadan bıçaklayabilen, dönek, yıllarca intikam ateşiyle kıvranıp fırsatını bulduğunda intikamını alacak kadar erdemsiz, yaptığı devrimlerin sonucunda büyük bir vicdan azabı duyarak yaşamının son yıllarını ızdırap içinde geçiren ve yalnız ölen bir diktatör gibi gösterilmiştir. Acı noktalarından birisi de yine kendi dilinden halkın ileri günlerde kendisini linç edeceğinden çekindiğini belirten bir cümleyi söylemiş olduğunun iddiası...

Bu mudur gencecik beyinlere işte örnek almanız gereken adam diye sunulan kişi. Bence bu filme yaş sınırlaması koyulmalıdır.

Umarım hepiniz bu filmi seyredersiniz de yüz yüze de konuşma fırsatını bulabiliriz. (Tavsiyem korsan DVD’den seyredin. Bu kötü niyetli adama para kazandırmayın)

Son olarak da Sevgili Baal kardeşimin yazısını okurken yüzümde gülümseme yaratan "Neden Atatürk bu kadar hüzünlü bakıyor?" sorusuna değinmek istiyorum. Gerçekten öyle hep hüzünlü bakıyor. Senin de hüzünlü bakması ile bu filmdeki konuları bağlamış olman çok güzel olmuş. Ama unutmamalı ki o devirlerde fotoğraf çektiren hemen herkes objektife hüzünlü bakıyor...

Selamlar, saygılar.