31 Temmuz 2009 Cuma

Birgün kimse topumuzu kesemeyecek...

Cuma'ya merhaba!



Erken karşılayalım Cuma ruhunu bu sefer, hem yaklaşan Fatboy Slim konserini selamlayalım hem de yaşlı kurt Christopher Walken'ı bu nefis video kliple. Hareketsiz geçen bir haftanın sonunda tırnak kadar katkımız olsun naçizane, bir tutam müzik serperek... Hepinize iyi haftasonları...

30 Temmuz 2009 Perşembe

Gezegen gayet iyi

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları



Zeitgeist'dan (addendum) bu alıntıda John Perkins'in ağzından tetikçinin yol haritası çiziliyor. Zar zor bastırabildiği kitapları Türkçe olarak da yayımlandı, ilgilenenlere...

4 KB

Aşağıda izlediğiniz videonun sadece 4 KB'lik bir kod olduğunu söylesem, hatta buna müziğin de dahil olduğunu belirtsem! Amiga 500, Atari ST, Commodore 64, Amstrad 6128 günlerinden kalma introları, scenerları anımsadım bu video ile. O günlerde ışık oyunları, 3 boyutlu objeler, fraktal çizimleri, binbir renk ve nota ile bezenen bu kodlar ekiplerin maharetinin birer göstergesi olarak yayınlanırdı. Bu ise TB sabitdisklerin, 4,7 GB DVD'lerin dünyasında 4 KB'lık yeni bir intro örneği.

24 Temmuz 2009 Cuma

Cuma'ya koş



Placebo'nun hayran videoları ile oluşturduğu bu güzel Kate Bush cover'ı Running Up That Hill ile Cuma'yı karşılıyoruz. Siz de bu videoyu izleyip koşun tepelere, sevdiğinize, muhabbete; hepinize iyi haftasonları...

Half-Life

Bir Half-Life konulu kısa film de Babel'den... Ses ve müzik kurgusu, çekim tarzı ve görsel efektleri ile dikkat çeken bu filmi ve diğer filmleri buradan izlemenizi tavsiye ediyorum, filmler devamlı matine, girin bir ucundan...

Sistem tarafından kazıklanan mühendisler vol. 2*


Anadol'u nasıl bilirsiniz? "Karoserisini keçiler yiyor" diye bilirsiniz. Fakat vakti zamanında abiler oturmuşlar teknoloji transferi filan birşeyler yapmaya başlamışlar, her ne kadar, radyo ve kalorifer opsiyonel olup, birkaç ciddi mühendislik hatasına sahip olsa da, satış fiyatını serbest piyasa yerine Süleyman Demirel belirlese de ortaya birşeyler çıkartmışlar.

Hatta ingiltere'ye ihraç etmeye çalışmışlar, İngiltere'de ilanlar yayınlamışlar, sene 1971. Sonra spor modelini, off road modelini yapmışlar. Sonra da çeşitli sebeplerden dolayı programı iptal etmiş, bununla da kalmayıp karoser kalıplarının hepsini imha etmişler. Sanki Pasifik savaşından sonra Amerikalılar'ın Mitsubishi Zero uçakları ile ilgili tüm dokümantasyonu imha etmesi gibi veya vakti zamanında Etimesgut uçak fabrikasında yapılan 100'den fazla uçak gibi, hatta 1952'de tasarlanan THK 16 gibi...

Ve biz Anadol'u "karoserisini keçiler yiyor" diye biliyoruz. Bu laf "yakıt ikmalini unutuyoruz, şark kafası" gibi bir laf. Hafızasız toplumlara aşağılık kompleksini aşılamak ve birşeyler başarmayı düşünmeye, hayal etmeye bile yeltenmelerini engellemek için söylemiş sözler bunlar.

*İlgili yazı

O madalyayı hakediyor

Yüzbaşı Hosenfeld Polonyalı bir çocuk ile

Roman Polanski, 18 Ağustos 1933’de Polonyalı bir Yahudi ile bir Rus göçmeninin oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi. Üç yaşında Krakov’a taşınan, 1940’da şehrin Almanlar tarafından işgal edilmesinin ardından ailesi bir toplama kampına gönderilen Roman Polanski annesini kampta kaybetmiş, babası ise kurtulmayı başarmıştı.

2002 tarihli Roman Polanski filmi Piyanist'e konu olan hikayede adı geçen Alman Yüzbaşı Wilhelm Hosenfeld ailesine Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski tarafından takdim edilecek bir madalya ile onurlandırılacak.

Alman yüzbaşı Wilhelm Hosenfeld, Kızıl Ordu’nun hücumundan birkaç ay önce, 1944’te Varşova'da Yahudi piyanist Wladyslaw Szpilman’ı saklamış, yiyecek götürmüş ve başka Polonyalılara da yardım etmişti. Ruslar tarafından yakalanan ve savaş suçu işlemekten idama mahkum edilen Hosenfeld'in cezası 25 yıl çalışma kampına çevrilmiş, ancak cezası bitmeden ölmüştü.

Hosenfeld, eşi ve oğullarına takdim edilen o madalyayı göğsünde taşıyamasa da biz o ve onun gibi iyi insanları yüreğimizde taşıyacağız...

Kadınlar iyi sürücüdür!

1959 tarihli Volkswagen reklamı

Web Site Story



İçinde yaşadığımız bu elektronik ormanında hala eski güzel günlerden beslenebiliyor olmak çok güzel, yitirilen masumiyetin hüznü bildik bir notanın tınısı ile yüreğimizi titretse de hatırlattıkları yüzümüze bir tebessüm kondurmayı başarabiliyor...

21 Temmuz 2009 Salı

Gülegüle*

21 Temmuz günü Hemingway ustanın yanı sıra Valkyrie filminde Tom Cruise'un canlandırdığı karakter Claus von Stauffenberg'in de ölüm yıldönümüne geliyor.

* aka Günaydın 2

Halinize şükredin

Günaydın, Ernest Hemingway!

Call of Duty 2, Single Player (tek oyunculu) bölümlerini oynarken öldüğünüz zaman, ekrana ünlü kişilerin savaşla ilgili söylediği sözler görünür, bunlardan biri: "Every man's life ends the same way. It is only the details of how he lived and how he died that distinguish one man from another" dır. "Her adamın (asker) hayatı benzer şekilde biter. Onu diğerlerinden ayıran, hayatındaki detaylar ve ölüm şeklidir", bu sözün sahibi, genç yaşlarda severek seyrettiğim "Old Man and the Sea" filmine hikayeyi veren, gene o yaşlarda babamın kitaplığından bildiğim "Silahlara Veda", "Çanlar kimin için çalıyor" kitaplarının yazarı, WoW (World of Warcraft) oyununda "Hemet Nesingwary"ye (yukarıdaki resim) isim babası olan ve aynı zamanda bu karakterden alınan görevlerle ("The Green Hill of Africa"ya atıf olarak The Green Hills of Stranglethorn görevleri) The Big Hunter Archievement'e ilham kaynağı olan kişi ile aynı ismi taşır. 62 yaşında av tüfeğiyle intihar etmiş, Fidel Castro tarafından Havana'da büstü yaptırılmıştır.


1899'da bugün doğan (21 Temmuz) bu kişi ERNEST HEMINGWAY'dir.




Günaydın Hemingway!

20 Temmuz 2009 Pazartesi

The Pacific

Band of Brothers'ın yaratıcılarından yeni bir dizi

La Maison en Petits Cubes*

Kunio Kato'nun 81. Oscar Ödülleri'nde "Kısa Animasyon" dalında Oscar'ı kazanan 12 dakikalık filmi "La Maison en Petits Cubes"ü yeni izledim, çok beğendim. Sonra da sizinle paylaşayım dedim. İyi haftalar...

*Küçük Küplerden Ev

19 Temmuz 2009 Pazar

Eski dost geri döndü...



TNT, Pazartesi'den Perşembe'ye 00:30'da eski dost MacGyver'ı yayınlamaya başladı. Yaptıkları ile Gyverizm tanımını yaratan, kimimizin hayat görüşünü şekillendiren bu kişilik kostümü ile bana çok iyi tanıdığımız birini hatırlatıyor ;)

17 Temmuz 2009 Cuma

Motosiklete Bin Oğlum

Murat Z. Özbilgin'in bir yazısı

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet hayattır. Birçok babanın korkusu oğlunun motosiklete binmesidir. Ölümden ve başka her türlü tehlikeli durumun çocuklarının başına gelmesinden korkarlar.

Benim senin başına gelmesinden en çok korktuğum şey ise hayatın zevklerini almadan yaşayan bir eğreltiotu olmandır. Eğer yapmak istediğin şey orada duruyorsa ve aranızda bir tehlike dikilmişse, senin yapman gereken o tehlikeyi bertaraf edip, istediğin şeye ulaşmaktır.

İşte bunu yapamazsan hayatın ancak bir eğreltiotununki kadar heyecanlı olabilir. Motosiklete bin oğlum, ama dikkat et, motosiklet tehlikelidir.

O tehlikenin üzerine aptal gibi gitme. Unutma Sun Tzu der ki; “kötü komutanlar önce savaşa girer, sonra nasıl kazanacağını düşünürler; iyi komutanlar önce nasıl kazanacağını bulmadan savaşa girmezler”. Önce viraja girip de sonra nasıl çıkacağını düşünen aptallardan olma.

Tehlikeleri en küçüğüne kadar bertaraf et. Hep tam koruma kullan, bakımsız motorla yola çıkma, alkollü ya da yorgun binme, kafan bozukken taksi tut, bilmediğin yolda risk alma, diğer araç sürücülerinden köşe bucak kaç.

Tehlikeleri nasıl dibine kadar bertaraf edeceğini bilemiyorsan sakın motosiklete binme, çünkü o zaman bu işi beceremezsin demektir.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet aşktır.

Sadece kızlardan bahsetmiyorum, motosiklet macerası yaşam aşkıyla doludur. Güneşi batıracağın yeri bilmek, üzerinde yaşadığın toprakları karışı karışına gezmek, her yaş ve meslekten insanla yolunu paylaşmak ve bindiğin makinenin üzerinde sanki çığlık atarmış gibi kopup gitmek, hayatı dibine kadar yaşamak, ancak bu araçla mümkündür.

Motosiklet macerasının içinde yaşam aşkı olmayan insanların tek yaptığı ise teknik detayları birbirlerine anlatarak kocaman, yararlı ama sıkıcı bir ansiklopediyi yaşayıp gitmektir.

Aşkın ucunu bırakma, heyecanlı ve renkli ol, sıkıcı olma. Sıkıcı olacaksan arabaya binip, hafta sonları futbol, akşamları ana haber seyrederek yaşayabilirsin, motosiklete ihtiyacın yok. Günü yakalamayı bil oğlum, motosiklet senin yaşama enstrümanındır.

Kızlardan bahsetmiyorum dediysem, o kadar da demedim tabi. Hani bazen pembe bir vespa üzerinde pembe kaskla kuğu gibi giden pembe pantolonlu bir kız görürsün ya? Git yanaş, merhaba de ona. Orta parmağı gösterirse, kıza efendi gibi bir selam çakıp gazla bana gel, ensene bir tane patlatayım, sonra bira içmeye gideriz.

Hayatı böyle yaşayacaksın işte, öküz gibi, ödlek gibi değil. Hem efendiliğini bozmayacaksın, hem de çılgınlığını koruyacaksın. Ha hoşlandığın bir kız mı buldun? At motorunun arkasına, Datça’ya götür onu, Knidos’un sularıyla yıka. Can Yücel’in en sevdiğin şiirlerini okurken batan güneşi izlet ona, Domuzbükü’nde yıldızları ört üstüne uyusun. Sonra bu macera için bana teşekkür edeceksin.

Hayatın rutinlerine dikkat et oğlum. Efendi ol ama içindeki serseriyi korumayı bil, akşam eve gelince takım elbiseni çıkarıp deri montunu giy.

Her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın, her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın. Eğer seni zincirliyorlarsa o patronu, arkadaşı ya da sevgiliyi dehleyip, kravatı çöz, kol saatini fırlatıp at, gemileri yakmayı bil.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet dostluktur. Bir motosiklet grubuna mutlaka gir. O motosiklet grubunun içerisindeki bir kavgaya ise asla girme. Unutma ki insanın olduğu yerde sevgi de vardır, kavga da vardır. Toplumdan soyut yaşama, yolu paylaş. Ama kimliğini de kaybetme, yolunu şaşırma. Toplumun içinde dur, ama tek başına ayakta dur, sonuçta yol yalnız senin yolundur unutma.

Motosiklete bin oğlum, çünkü ben hep motosiklete bindim. Ve şu hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri bu. Tek bir dakikasından bile pişman değilim ve iyi kötü her maceramın kıymetini bildim. Hayatta öğrendiğim birçok şeyi bu iki tekerlekli cansız makineden öğrendim.

Motosikletle yaşa oğlum ve aradan yıllar geçerse ve ben motosiklete binemeyecek durumda olursam, gel bana maceralarını anlat, nereleri keşfettiğini, kimlerle hırlaştığını, kimlerle dost olduğunu, hangi şarabı kiminle içip, hangi güneşi nerede batırdığını.

Eğer ben ölmüşsem de çok önemseme. Motor üzerinde ölmüşsem neden pişman olmadığımı anlayacak tek kişi sen olacaksın. Eğer ölmemişsem şu pembeli kıza sor bakalım ablası var mı?

Sana bırakacağım en büyük miras, işte bu hayat rehberi, motosikletli hayatın ta kendisidir.

12 Temmuz 2009 Pazar

Geldiler, gidemiyorlar!



Ajanlarım sahadan bildirdi... Paylaşmalıydım sizinle... Geldiler, gidemiyorlar! Neden? 9'ncu bölgede neler oluyor?

Burada bahsetmiştim, ikinci fragman ile yeni şeyler ortaya çıktı... Viral, gerilla reklamcının filmi de tam bu havada oluyor, canlı (!) görüntüler ile sunulan kurgu etkileyici duruyor. Bekliyoruz!

Bu arada hepsini buraya doldurmamız yakışık almayacağından, şunları da yerinde ziyaret ederek fragman tatmini sağlayabilirsiniz; Jonathan Mostow'un Bruce Willis'i "Ben, Robot" ile tanıştırdığı Surrogates, post-apokaliptik bir dünyayı "Orta Dünya" niyetine arşınlayan Viggo Mortensen ile Road, Dexter ile Leonidas'ı karşı karşıya getiren Gamer, Riddick'in yaratıcısı David Twohy'nin bir adanın doğal güzelliğine Milla'yı kattığı Perfect Getaway, Dennis Quaid'in derin uzayda Milla'yı mumla arayacağı Pandorum, David Lynch'in kızı neler yapmış görmek için Surveillance veya rotanızı burada tutun sinema ile dolun... Bunlar çok "aventur" oldu derseniz biraz dram için çevrenize bakmanız yeterli!

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Top nerede?


Geçtiğimiz günlerde G8 zirvesinde İtalya'da çekilen bu fotoğraf spor servislerinin kaleye giden topu silerek yaptıkları bulmacaları hatırlattı bana. Ama unutmayın fotoğraflar yanıltıcı olabilir! Berlusconi'nin villasında çekilen fotoğraflar hiç de göründüğü gibi değildi zaten...

10 Temmuz 2009 Cuma

Stirb Langsam*



Live Free or Die Hard DVD'sinin içinde de bulunan Guyz Nite'ın bu John McClane methiyesi Cuma'ya başka klip koydurmaz bana... Başbakanımızın isteğiyle siz hala YouTube'a giremiyorsanız ayıp ediyorsunuz! Hadi bari konudan geri kalmayın, videoyu seyredemeyenler için aşağıda müzik parçası da yer alıyor. Hepinize YIPPIE KAY YEY @*$##?!


* Die Hard, Zor Ölüm Almancası; o yıllarda odamızın duvarını süsleyen panoda bulunan birinci filmin dergi içinden kesilmiş posteri Almanca idi ;)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Üzgünüm Pete, Onu Durdurmaya Çalıştım Ama Olmadı*


Şanslı bizler, bu Pazar bir tarihin yazılmasına tanık olduk...

Sürekli eleştirilen, oyunu beğenilmeyen, heyecansız bulunan bir adam; Pete “Pistol” Sampras ile paylaştıkları rekoru kırarak 15. grand slam turnuvasını kazandı!

Geçen yıl, neredeyse tüm yorumcu ve sporseverlerin gelmiş geçmiş en iyi final seçtikleri Federer-Nadal Wimbledon finalinden 1 sene sonra, yine unutulmaz bir maç oynandı. 2008’de üst üste 6 kez Wimbledon şampiyonu olmasına izin vermeyen belalısı Rafael Nadal’ın sakatlanması ile turnuvanın en büyük favorisi haline gelen Federer, başka bir genç Andy Roddick ile karşılaştı son gün.

Günümüzün tenisinde Williams kardeşler ile başlayan, özellikle bayanlarda çok popüler hale gelen güce dayalı oyunun karşısında duran son büyük kale kendisi. Tekniğin, hazırlığın, kondisyonun, motivasyonun, oyundan düşmemenin, kendine güvenin karşılığını aldı. Artık onun gibi topu oyunda tutmaya çalışmak, rakibi hataya zorlamak yerine işi çabucak bitirmeye çalışan aceleciler var kortlarda...

Fedex, doğru bildiğini sadece ilk setin ilk oyununda değil, en kritik yerde de uygulayabilen, bireysel güvenin en uç noktalarından biri. Final setinde 15-40 gerideyken zoru ve riski seçip, üst üste 3 ace attı, servisini kırdırmadı.

İlk seti Andy Roddick aldı. 2. set düğüm noktası oldu, 6-2 geriden gelip 2. Seti tie break ile (ve Roddick tie break’te yine 6-2 öndeyken) aldı. Bunda elbette kısa süre önce ciddi geri dönüşler yaparak hayatında ilk kez şampiyonluk kazandığı Roland Garros’un etkisi büyük.

3. seti yine tie break ile aldı Fedex. 4. Seti Roddick müthiş bir karşılıkla 6-3 kazandı.

Unutulmaz final bundan sonra başladı zaten. Daha doğrusu müthiş 2 tie break bir anda unutuldu. Wimbledon’da final setinde tie break kuralı uygulanmıyor yani iki tenisçiden birinin üst üste 2 set alması gerekiyor...

Maç bittiğinde tenis severler final setinde tam 30 oyun gördüler. 16-14 gibi inanılması zor bir skorun olduğu 5. set tam 95 dakika sürdü.

Federer’in rekor nedeni ile tüm maç boyunca stresli olduğu yüzünden okunuyordu. Hiç ona yakışmayacak hatalar yaptı. Buna karşın Roddick, yeni antrenörünün "beni baştan yarat" modeli ile sadece mükemmel servis atan bir adamdan (servisleri ile meşhur olan rakibi karşısında, Roddick’in 27 ace’ine karşılık 50 ace atması Federer’in ne kadar büyük olduğunu anlatmaya yeter belki) çok yönlü bir tehlikeye dönüşmesinin karşılığını aldı. Muhtemelen bu 26 yaşındaki genci daha çok finalde ve kupa kaldırırken göreceğiz ilerleyen yıllarda.

Böyle bir finalin tek kötü yanı kaybedeni görmek. Roddick ağlamamak için kendini zor tuttu, gözleri doldu, sorulara cevap verirken sesi titredi.

Federer ise –muhtemelen heyecandan- berbat bir konuşma yaptı. Roddick’e her zamanki nazik üslubunun aksine saçmalayarak başarı diledi ve garipçe tebrik etti. Tenis dünyasının gelmiş geçmiş en iyisi mi tartışır dururuz ama en kariyerlisi artık fotoğraftaki bu adam.

Ama unutmamak lazım ki; Roger’ın beyefendiliği, nezaketi ve sportmenliği ile kıyaslanınca, Nadal 25 ATP turnuvası kazansa da bu kadar saygı görmeyecek herkesten!

Fedex’e sonsuz tebrikler...

Not: Finalin bir özetine bu linkten ulaşabilirsiniz.

*Andy Roddick maç sonu konuşmasında Pete Sampras’a dönüp rekorunun kırılması hakkında laf atarken.

7 Temmuz 2009 Salı

Give Me a Hug Shark!


Öldürmek...

Saldırmak...

Sadece hayatta kalma dürtüsü...

Her canlının içindeki yaşama arzusu...

Katil denene kadar sadece bir hayvandı o...

Fokları kafalarına vura vura öldüren, ekolojik sistemde binlerce canlının yokolmasına neden olan insanoğlunun taktığı bir ismin sonucu. Ve istemeden de olsa, en çok da Speilberg'in hatası! Üstad yakın zamanda hayatındaki en büyük pişmanlığının Jaws ile lekelediği köpekbalıkları olduğunu itiraf etti.

Karnı tok, altı pek köpekbalıklarının evimizde kediler ya da köpeklerden nasıl da farksız, uysal olduğuna görmek; -nasıl olduğu önemli değil- bir şekilde sevgini ifade ederek, her bir yaratılmışın evrende kendini kayıtsız şartsız sevgiye teslim etmesinin filme alınmış halini bulmak için tıklayın derim.

Belki böylece sevdiğinizin kucağında saçınız okşanırken gözlerinizin nasıl kaydığını bir başka canlıda gözlersiniz!

3 Temmuz 2009 Cuma

Cuma'ya müzik



Bir atlama, uçma isteğidir alemde sormayın gitsin... Bu temaya uygun düşen parça ise bir okuyucu, takipçiden geldi. Öyle denk düştü ki klibi, Cuma'nın klibi olması gerekti... Hayatınıza film müziği olabilecek, sizi farklı diyarlara götüren, seslerin kafanızda görüntüye dönüştüğü parçaların yaratıcısı Boards of Canada'dan, enginleri kucaklayan Dayvan Cowboy ile hepinize iyi Cuma'lar!

2 Temmuz 2009 Perşembe

2 Temmuz 1993


Ne yazarsam yazayım,
Acım dinecek gibi değil!
Kelimeler tek başlarına anlatsın,
Bugün düşüncelerimi...

tarih, ders, heybeliada, eşek, devran, acıya kiracı, kangal, sesler ve küller, sevgi, kuş, ölüm, demirel, et kafa, çiller, futbol, halk tepkisi!, ayak takımı, hep aynı, parti başkanı, cahillik, halk...

...nesimi çimen, asım bezirci, metin altıok, muhlis akarsu, muhibe akarsu, edibe sulari, uğur kaynar, asaf koçak, erdal ayrancı, sehergül ateş, hasret gültekin, muammer çiçek, gülender akça, mehmet atay, sait metin, carina johanna, gülsün karababa, inci türk, huriye özkan, murat gündüz, ahmet özyurt, handan metin, yeşim özkan, yasemin sivri, serpil canik, serkan doğan, belkıs çakır, nurcan şahin, özlem şahin, asuman sivri, menekşe kaya, koray kaya...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

SJ410 ve Zen

Benim 1986 model Suzuki SJ-410'um, john.doe'nun deyişiyle "Alman Panzeri" (gürültüsünden ve kalas gibi olmasından) ;) en son radyatörünün de değişmesiyle artık yola çıkmaya hazır. Fotoğrafta gördüğünüz gibi iç kısmı tamamen dağıtıp; deri koltuk, ahşap yan kaplama ve telsiz eklemesi yapmıştım.

Bu arabanın motor kısmı o kadar "usta"nın elinden geçti ama hiç bir şey insana kendi uğraşıyla yaptığı kadar sağlam olmuyor ve verdiği tatmin duygusu paha biçilemez. Çünkü o tamiri iş olarak değil tutku ile yapıyorsunuz.

Seneye yapmayı planladığım 1 aylık Karadeniz yaylaları gezisinde beni yolda bırakmayacağına eminim!

SJ-410 çok para harcamadan kendinize bir canavar elde etmek için en ideal arazi aracı bence, 1986-1988 modellerini 3.000-4.000 TL'ye bulabilirsiniz. Küçük bir garajınız varsa bu araçların herşeyi cıvata seviyesine kadar sökülebiliyor. Tamamen iskelet haline getirip yavaş yavaş tekrar toplayabilirsiniz, bu toplama esnasında size en büyük yol arkadaşı ise aracın servis kitabı olacaktır.

450 sayfayı bulan bu kitap en ince detayına kadar size arabayı parçalatabilir!

D Day Dodgers




THE "D" DODGERS.
THERE IS A SONG EIGHT ARMY USED TO SING
MARCHING THRO THE DESERT, MARCHING WITH A SWING
BUT NOW THEY'RE ON A DIFFERENT GAME.
ALTHOUGH THE TUNE IS THE SAME
THE WORDS HAVE ALL BEEN ALTERED -THE WORDS WE'RE SINGING STILL

WE'RE THE "D" DAY DODGERS HERE IN ITALY
DRINKING ALL THE VINO, ALWAYS ON THE SPREE,
WE DIDN'T LAND WITH EISIENHOWER
AND SO THEY THINK WE'RE JUST A SHOWER
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

HERE'S TO LADY ASTOR, OUR PIN UP GIRL OUT HERE
SHE'S THE DEAR OLD LADY, WHO SENDS US SUCH GOOD BEER
AND WHEN WE GET OUR ASTOR BAND
WE'LL BE THE PROUDEST IN THE LAND
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

SALERNO AND CASSINO WE'RE TAKIN IN OUR STRIDE
WE DIDN'T GO TO FIGHT THERE, WE WENT THERE FOR THE RIDE
ANZIO AND SANZIO WE'RE O. K.
JUST ANOTHER HOLIDAY
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

AROUND LAKE TRASIMANO WE HAD A LOVELY TIME
BAGS OF WINE AND WOMAN THERE, THEY DIDN'T COST A DIME
BASE WALLAHS, AMGOT AND THE YANKS
ALL STAYED IN ROME , TO DODGE THE TANKS
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

WE STAYED A WEEK IN FLORENCE POLISHED OF THE VINO
THEN THUMBED OUR WAY TO RIMINI THRO THE GOTHIC LINE
SOON TO BOLOGNA WE WILL GO
WHEN JERRYS GONE ACROSS THE PO
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

SOON THE BOYS IN FRANCE, WILL BE GETTING LEAVE
AFTER SIX MONTHS SERVICE ITS A SHAME THERE NOT RELIEVED
BUT WE CON CARRY ON OUT HERE
FOR WHAT MAY BE A FEW MORE YEARS
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

ONCE WE HEARD A RUMOUR WE WERE GOING HOME
BACK TO DEAR OLD BLIGHTY NEVER MORE TO ROAM
THEN SOME ONE SAID IN FRANCE YOU'LL FIGHT
WE ANSWERED "NO WE'LL JUST SIT TIGHT"
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

wHEN THE WAR IS OVER AND WE'VE DONE OUR BIT
CLIMBING OVER MOUNTAINS, THRO' MUD AND SLEET
THEN WE WILL ALL BE SENT OUT EAST
TILL B.L.A. HAVE BEEN RELEASED
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

FORGOTTEN BY THE MANY REMEMBERED BY THE FEW
WE HAD OUR ARMISTICE WHEN AN ARMESTICE WAS NEW
ONE MILLION GERMANS GAVE UP TO US
WE FINISHED OUR WAR WITHOUT MUCH FUSS
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY

IF YOU LOOK AROUND THE MOUNTAINS IN THE WIND AND RAIN

YOU'LL FIND THE SCATTERED CROSSES SOME WHICH BEAR NO NAME
HEART BREAK AND TOIL AND SUFFERING GONE
THE BOYS BENEATH THEM SLUMBER ON
FOR WE'RE THE "D" DAY DODGERS OUT HERE IN ITALY