27 Ağustos 2009 Perşembe

Soysuzluk diz boyu

Sanırım günümüz sinema izleyicisinin bir problemi de bilgi kirliliğine uğramadan filmine ulaşamamak. Özellikle Amerikan sinemasının yıldızları sansasyonel yaşamları, aldıkları paralar, setteki halleri, yeni projeleri ile o kadar çok basına konu oluyorlar ki paçanızı kirletmeden yolunuza gidemiyorsunuz. Bu haberler gündemdeki filmin konusuyla soslandırılıp sunulunca da iyice beter bir hal alıyor. Düşünceniz etkileniyor, yargınız oluşuyor, tadınız kaçıyor... Kötü kurgulanmış fragmanlar da işe çanak tutunca tam oluyor. Can alıcı sahneleri görüyorsunuz, bir bakmışsınız film fragmanın ara dolgular ile uzatılmış haliymiş!

Eğer Inglourious Basterds'i hala seyretmemiş iseniz bu noktadan tornistan yapmanızı tavsiye ederim, geçin gidin aşağılarda da bakılacak birşeyler var...


Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi) için ise fragman konusunda bunun tam tersini söylemek mümkün. Hiçbirşey göstermiyor, hatta ters yönlendiriyor. Siz filmi diğer birkaç Tarantino filmi gibi hızlı, absürd, kan revan içinde olacak sanıyorsunuz. Ama karşınıza tam tersi bir film çıkıyor. Jenerikte üç değişik font kullanılması hala absürdlük konusunda kafanızı kurcalıyor. Uzun, ağır ve gerilimli giriş sahnesinde işler ne zaman zıvanadan çıkacak diye bekliyor, bütün salonun bu yöndeki düşüncelerini okuyorsunuz. Ama olmuyor, yönetmen size Alman subayın cebinden çıkardığı pipo ile cevap veriyor ve film ummadığınız şekilde devam edip gidiyor.

Filme fragmanı kadar yaklaşmamın meyvelerini ilk dakikadan itibaren alıyorum. Jenerikte geçen oyuncular şaşkına çeviriyor beni. Neredeyse Brad Pitt dışında Amerikalı oyuncu yok. Hatta cesur bir kararla karakterler kendi dillerinde konuşturulmuş, altyazı okumayı sevmeyen Amerikan seyircisi için dublajlı bir kopya yapmadılar ise şaşarım. Diane Kruger, Good Bye Lenin'den tanıdığımız Daniel Brühl, neredeyse hiç konuşmadan Til Schweiger, Je vais bien, ne t'en fais pas'dan Melanie Laurent, 300'den Michael Fassbender, Martin Wuttke ve Christoph Waltz bu çok uluslu kadronun bir kısmını oluşturup oyunculukları ile nefis bir iş çıkarıyor. Langensheidt yutmuş Christoph Waltz'in performansı ayrıca övgüye değer. Hele bir meyhane sahnesi var ki sanırım kolay unutulmaz, maalesef kadronun çoğunu orada bırakıyoruz, gözümüz arkada kalıyor.

Mekan, kostüm, fotoğraf ve detayları ile damağınızda ikonik tatlar bırakacak, özellikle 2. Dünya Savaşı filmleri severler için mutlaka görmelerini tavsiye edeceğim, espri dozu yerinde bırakılmış, sinemadan çıkıp strudel yerken şiddetin doğurduğu şiddet ile ilgili kendinizi düşünüyor bulacağınız bir film.

Bu da filmin eşantiyonu, buyurun...


Sporu anlat bana

Katarina Witt, üçlü saut'ları unutulmadı

Çok sporcu yetiştiremeyen ülkemizde sporu sevdiren iki duayeni yakın zamanda kaybetmiştik. Onlar olmadığımız olimpiyatlarda, gitmediğimiz şampiyonalarda bulunup engin bilgi ve kültürleri ile bize sporun güzelliklerini aşıladılar... Hala gözlerim dolarak anarım onları. Bu iki insan, Kenan Onuk ve Cüneyt Koryürek yeri doldurulamayacak iki muhteşem spor adamı... Olimpiyat ruhunu ateşlediler içimizde, özünü bilgiden alarak, safsata yapmadan, alçak gönüllülükle... Seslerini ne zaman duysam ekran karşısına dikilir, gece yarılarına kadar izlerdim anlattıkları müsabakaları. Onların meraklandırdığı, heyecanlandırdığı, teşvik ettiği yüreklerin spor için çarpacağını düşündüm hep, izleyici ve özellikle de sporcu olarak!

Bu ruhla, bu tutkuyla işini yapan yeni kuşağın oluşmasında büyük katkıları olduğunu düşünüyorum onların. İlk aklıma gelenlerden; Fuat Akdağ, Okay Karacan, Barış Kuyucu, Murat Kosova, daha çok genç olmalarına rağmen Caner Eler ve Dağhan Irak sanırım bu ekolün yeni temsilcileri olacak. Ve biz keyifle spor izlemeye devam edeceğiz...

Dağhan Irak'tan bahsetme fırsatım olmuştu; yeri gelmişken Caner Eler'in de yakın zaman önce sonuçlanan Fransa Bisiklet Turu'ndaki uzun soluklu, başarılı anlatımıyla ne kadar keyif verdiğini söylemeden geçemeyeceğim. Sporun yanı sıra geçilen köyleri, Paris'i, şarapları, peynirleri öyle güzel anlattı ki "oralarda olmak vardı" dedirtti. Atletizmden, futbola, tenisten, yüzmeye pek çok alanda, diğer bilgileri ile renklendirerek, kendini ön plana çıkarmadan, yaptığı işin hakkını veren takip edilmesi gereken diğer bir genç spor aşığı, yazar, sunucu...

Umarım onların anlatımları ile birçok olimpiyat, şampiyona, turnuva ve sporcumuzu seyretme fırsatı buluruz.

Sporun güzelliği


UEFA Kadınlar Futbol Şampiyonası bütün güzelliği ile Finlandiya'da sürerken Finlandiya, Almanya ve İsveç gruplarında liderliklerini devam ediyor gün itibariyle. Güzellik; çünkü spor, takım ruhu, birliktelik, coşku, heyecan, kardeşlik, paylaşma güzel şeylerdir. Bu duruma oyuncuların neşesi, hevesi, renkli kimlikleri, ojeli tırnakları, sürmeli gözleri, kadın futbolundaki gözle görülür ilerleme ve Eurosport ekranlarından Dağhan Irak tarafından aktarılan keyifli yayın da eklenince değmeyin keyfine... Havadan, yerini bulmayan, yüksek toplarla, zayıf şutlarla, bol pas hatasıyla, kırılacakmış gibi oynanan bir oyundan sonra kadın futbolunun şu an geldiği nokta kıyaslanamaz!

Sevinçler görülmeye değer

Dağhan Irak'ı ise esprili anlatımı ile tanırsınız. Haftanın kurtarışlarının derlendiği bir programda "bu gole erişim mahkeme tarafından engellenmiştir, zaten engellenmeyen bir o kaldı!" diyerek tavrını da sergileyen bu genç adam olaylara, durumlara getirdiği "akıl dolu" yorumlarla sevgimi kazanmıştır ki kadınlar futbol şampiyonasında oynanan İzlanda-Fransa maçındaki bir ifadesi sinema bilgisini de ortaya koyar. Oyuncular için talihsiz iki çarpışma iki dakika içinde yaşanmış ve Fransız takımından iki oyuncu kaşı açılarak oyundan alınmak zorunda kalmıştır. Dağhan, "saha iki dakika içinde Dario Argento filmlerine döndü" diyerek o an oyuncular için üzülen bizleri kahkahalara boğmuş, o bu yorumlarına maç boyunca devam etmiştir. Onun anlatımıyla izlemeyi hiç düşünmediğiniz bir spor karşılaşmasını izler bulabilirsiniz kendinizi, aman dikkat!

2 Fransızı oyundan eden "sert" İzlandalılar

Almanların; umut vadeden, sempatik takımları tüm kupalardan elemesine "sen en güzel duyguların katilisin" diyecek bir spor "fanatiği", kendisinden "tekir(l) şahıs" diye bahseden bir hayvan sever, son dönem vejeteryan Dağhan Irak'ı kişisel sitesinden ve Piknikte Dömivole blogundan takip edebilirsiniz. Kadınlar futbol şampiyonası finallerini de kaçırmamanızı tavsiye ederim. Unutulmayacak bir atletizm şampiyonasının üstüne spor dolu günler...

15 numaranın saçı hiç bozulmadı

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Bahsi geçen konu

Sen bize birşey mi demek istiyorsun?

Askerden arkadaşım E İstanbul'un bir semtinde berberdir. Askerde de berberimiz olan E'yi sık sık gittiğim muhitte ziyaret eder saçımı kestirir, muhabbet ederim. Bizim E bahis merakından kullandığım telefonu, onunla internete nasıl girildiğini sormuştu bir ara. Bir sonraki görüşmemizde ise geniş ekranlı, dokunmatik arayüzlü yeni telefonu ile tanıştım; "abi bununla iddaa sitesine giriyorum ama, şifremle oturum açamıyorum, bir baksana, sen anlarsın!" diyordu. Baktım, hallettim, artık iddaa'sı yanından ayrılmayacaktı...

Geçen hafta bahis gazeteleri ve kuponlarının eksik olmadığı dükkanında sıramı beklerken hem laflıyor hem de bluetooth ile telefonuna aldığı dosyaların akıbetini araştırıyordum. E bir yandan benimle konuşuyor, tıraşını yapıyor, diğer yandan da gazetelerin kuponların üzerine eğilmiş arkadaşına iddaa dersleri veriyordu. İşi çözmüştü, iddiasına göre 200 lirayı 300 lira yapabiliyordu bir günde, 1000 lirası olsa neler neler yapardı ama o kadar birikmişi yoktu... Hangi maçlarla nerelerin kuponda işaretlenmesi gerektiğini, onların toplamından nasıl sonuçlar çıktığını ve nasıl kazanılacağını anlatıyordu.

David Mamet'in House of Games'ini izlemiş biri olarak kulak misafiri olduğum şeyleri kurdum kafamda. Tezgah böyle kurulurdu işte, bir yabancı böyle heveslendirilip parası emanet alınırdı. Kesinlikle o ortam için söylemiyorum bunu ama hayalgücüm buna teşvik etmişti beni.

1000'lerce lirayı değil belki 200, 300'ü "n'olacaksa olsun" diyerek gözden çıkarmak kolaydır birçok kişi için, hele böyle kazanmanın garanti olduğu bir durumda. Peki bir de dün parasını nakit ödeyip hatalı olduğu için geri gönderdiğim ürünle bu durum birleştirilse. Siz ödemeli bir paket alıyorsunuz, ödemeden alamıyor, almadan açamıyorsunuz... Bu internette bir siteden satın aldığınız veya bilginiz dışında size ödemeli gönderilmiş birşey olabilir. Sonuçta farkediyorsunuz ki ödemesini yaptığınız bu şey istediğiniz, teklif edilen, beklediğiniz değil. Sorun yok, olduğu gibi geri yolluyorsunuz, paranız da bir hafta sonra hesabınıza yatıyor. Peki bir hafta boyunca paranızla ne yapılıyor, kaç kişi beklemediği bu tür kargoları teslim alıyor? Havuzda biriken parayla bahis oynanarak ne kadar para kazanılıyor? Nasıl hikaye? Ortam çok kötü olmuş, yaşanmaz artık buralarda! Yoksa, yoksa ben mi kötüyüm?

Tabii ki yukarıda bahsettiğim şeyler olmuyor, hepsi birkaç şeyin bağlanmasından çıkan kurgusal bir senaryodan ibaret. Filmlerin son jenereğinde yazdığı gibi olay, karakter ve isimler hayal ürünüdür gerçek olaylar ve yaşayan kişilerle benzerlik göstermesi tesadüfidir...

25 Ağustos 2009 Salı

Gerçek zamanlı takip

Kargo beklerken olacakları tahmin etmemiştim bugün. Sadece öğleden sonraya sarkan teslimattan dolayı programımda küçük bir ayarlama yapmam gerekmiş, bitirmem gereken işlerin üstesinden gelirken e-posta ile ulaşan kargo takibinden aracın yolunu gözler olmuştum. Evet, araç üzerinde bulunan GPS (KKS, Küresel Konumlandırma Sistemi) ile merkezine ve bana yerini bildiriyor, bu Google Harita desteği ile ekranımda görüntüleniyordu.

Saat öğleden sonra 3'ü gösterirken birkaç sokak ötemdeydi UPS'in aracı. Gelecek şey ise bir saatti. Tanıyanlar bilir zamana çok önem veririm! Ama zamanı aktaran araçlar formunda... Başka bir gezegenin saat ayarında olduğum bile söylenir arkadaşlar arasında ve ben de zamanında randevularıma giderek sürprizler yapmayı severim. Birkaç dakika sonra bana yapılacak sürprizden habersiz...

Limonata gibi havanın keyfi açık camlardan içeri dolarken, hacimli bir dizel motorun sesi ile ön tarafa ilerleyip, kargo elemanı için çantamdan cüzdanımı çıkarıp hazır ettim. Mağlum teslimatlar kimlik tespiti ile yapılıyor. Fakat bu teslimatın bir farklılığı var, kapıda ödeme. Onun için kimlikle beraber banka kartımı da çıkarıp kapıyı açtım ilk sürprize. Aracında GPS olan kargonun, internetten yapılan alışverişin, elektronik para transferlerinin dünyasında beklediğim seyyar bir PoS makinesi (Point of Sales, haydi bu da Türkçe olsun Satış Noktası makinesi) idi. Ama kahverengi, güler yüzlü adamın elinde böyle bir cihaz yoktu, işlem nakit yapılacak, makbuz kesilecek, teslimat yapılacaktı. "Neden sen o dünyanın adamı olarak alışverişini kredi kartı ile yapmadın" dediğinizi duyuyorum. Neden, çünkü daha önce malum sitenin stok takibi yapamamasından uzunca bir süre sipariş beklemiştim. Al paranı, ver malımı kanununun işlemesi daha akıllıca olacaktı bu sefer, peşinde olduğum parça kapıma kadar da gelebilmişti, amatörler ile uğraşmama rağmen.

Kargo elemanına "iki tur at gel paranı çekip bankadan vereyim" dedim, yemedi. "GPS var aynı noktadan geçemem, izleniyoruz" cevabını aldım. "Hay senin GPS'ine" demedim değil, içimden. Yolunun ne tarafa olduğunu sorup, bankadan para çekip gideceği adreste kendisini yakalayacağımı söyledim, anlaştık. Bana çıkan uzun sokakların birinde olacaktı, aracı görememem mümkün değildi, planı hemen uygulamaya koydum...

Bir koşu bankaya gidip para çektim ve muhtemel güzergah yönünde ilerleyip aracın önüne çıkmayı planlayarak yürüdüm. Geldiğim köşe başında görünür değillerdi, telefonumu çıkarıp araç takibinden yeni koordinatlarına ulaştım. Haritada sokak olarak gözükmeyen bir boşlukta duruyordu araç, bulunduğum sokaktaki apartmanların birinin garajına girdiğini düşündüm. Otoparkları kontrol ederek bir üst yola kadar hızlı adımlarla yürüdüm, ilk sol, bir sol daha, o da ne? Orada bir sokak vardı, yolun sıklıkla kullandığım tarafı duvarla örülüp bir apartmanın otoparkı yapıldığı için farketmediğim, artık araçlar için çıkmaz olan bir sokak. İki paralel yolu bağlayan bu sokağı başından sonuna iki kere katederek geldiğim noktada tekrar yeniledim aracın konumunu, gitmişti! İki paralel sokak daha geçerek yeni konumuna doğru yürüdüm, elbet bir yerde yakalayacaktım, duracak, oyalanacaktı... Köşe başında bir yenileme yapıp geldiğim yol kadar fark yediğimi gördüm, ama yılmadım, yürüdüm! Haritadaki noktaya yaklaşmıştım ki bulunduğum sokağa saptı ve yürüdüğüm istikamette gözden kayboldu. Hızlanarak 3 sokak daha geçip, iyi bir tahminle caddeye inen bir sokağın köşesine vardığımda "burada olmalı bu sokaktaki trafik ışıkları 94 saniye kırmızı yanıyor, mutlaka yakalanır" diye düşünüyordum. Ve döndüğüm köşe Kaf Dağı'nı anımsattı bana, zaman yavaşlamış, durma noktasına gelmişti, araç biraz ileride sola park etmiş duruyordu, sessiz. Ben ona ilerlerken aklımdan binbir enstantane geçti, birden hareket ettiğini gördüm, yaklaşırken uzaklaştığını, şoförün vurulduğunu, kar maskeli adamları, çakan ışıkları, kapılarından boşalan palyaçoları, Elvis'i, Anka kuşunu... Yanımdan geçen kadının parfümü kendime getirdi beni, pilot gözlükleri takıyordu, saçlarını at kuyruğu yapmış, sivri topuklu ayakkabılarını kaldırımın parke taşları arasına sokmamak için dikkatli, başı önünde ilerliyordu...

Kendimi o noktadan aracın yanına ışınlanmış buldum, açık olan pencereden kapısını tutuyordum, artık elimden kaçırmaya niyetim yoktu. Islanan gömleğim rüzgarla sırtıma değdiğinde soğuktan ürpermiştim. Bu sırada tipp-ex ile gerekli düzeltme yapılıyordu, paramı ödedim, kutuyu aldım!

Birkaç adım atmıştım ki kutunun içine bakma ihtiyacı duydum. İçinde beni bekleyen ikinci sürprizden habersiz... Alalade ambalajına şaşırmıştım, sitedeki resimleri böyle değildi, içindeki de! Ürün, sunulan fotoğraflarından tamamen farklı renkteydi. Koşarak kargo aracına gittim, "al bunu geri götür, istediğim değil" dedim, fakat geri alamayacağını öğrendim. Bu işlemi geciktirmeden yapmak, bu durumdan kurtulmak ve başka bir yoldan edinmek istiyordum artık onu. Dersimi almıştım memlekette güvenilir çok az e-ticaret sitesi kalmıştı, onlarla idare edilecek maceraya girilmeyecekti ki binlerce kilometre uzaktan neler neler gelmişti yıllardır.

Terimi soğutarak eve doğru yürürken kutunun içindeki faturanın üstündeki telefon numarasından firmayı aramak ve maduriyetimi bildirmek aklıma geldi, bu süreci hızlandıracaktı. Telefonu açan kişi, yeni parti maldan dolayı bir hata yapılmış olabileceğini söyleyip özür dileyerek, bir notla beraber ürünü kendilerine kargolamamı ve bunu teslimatı yapan kargo şirketiyle ödemeli olarak yapmamı dile getirdi. Kızmamıştım, bir odadan yönetilen şirketin sahibi bu internet girişimcisi gence. O da birgün Fast Company'e bu tecrübeleri ile kapak olacaktı!

444 00 33 yoldayken kargo randevumu aldı. 3,5 km'si tempolu toplamda 5,5 km'lik yürüyüş ile sporumu yapmış, bilgisayarıma ulaşıp görseller ile zenginleştirilmiş dilekçemi hazırlamıştım. Açık camdan giren dizel motorun sesi ile ayaklanıp açtığım kapıda üçüncü kez karşımda buldum UPS elemanını. Onların da işi kolay değildi... Benim ise yanıma yaptığım yürüyüş ve aldığım ders kar kalmıştı...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Forma mühim mesele

Aslında onlar daha önce de tanıtımlarını formalarını güzel kızların üstüne giydirerek yapmışlardı birçok diğer takım gibi fakat bu sefer biraz daha cüretkar bir sunuma imza attılar. Buenos Aires'in köklü takımı ve bu yılın Clausura şampiyonu Velez Sarsfield göğsündeki V harfi ile klasikleşen formalarını böyle tanıttı, tabii tanımayan da kalmadı. Ama formaların altını merak ederim ben şimdi, onlar nasıl tanıtılacak?


22 Ağustos 2009 Cumartesi

Nur Topu Gibi...

Ne tatlı değil mi? Sizin yerinize cevap vereyim: TATLI! Hem de çok!

Aksini düşünmeyin ya da en azından yüksek sesle söylemeye kalkmayın, yoksa baba kızar ve sizi streç film ile masaya bağlayıp küçük parçalara bölerek doğada bozulan büyük boy çöp torbalarına koyarak Miami açıklarında bir yere bırakır... Bu şeker şey Dexter Morgan'ın dünyamıza son hediyesi. Showtime'ın söylemesi; ailenizin seri katili 27 Eylül'de 4. sezonu ile yeniden aramızda olacak.

3. sezonu hakkında ne kadar karışık duygular içinde olsam da bu aralar cnbc-e'de tekrarlarını gördüğümde kanalı değiştiremiyorum. Bu bir işaret. Evet, ben Dexter'ı seviyorum!

21 Ağustos 2009 Cuma

Bozkırdan Cuma'ya Klip

Orada olamasam da gönlüm hala sizinle her Cuma Mercan "sofra"sına oturuyor. Bu Cuma'nın klibi benden gelsin, yani Gogol Bordello'dan "Start Wearing Purple" olsun... Dinleyin, eğlenin, sonra hemen kalkın, yola koyulun. Geç kalmayın, daha benim yerime de bir yudum içeceksiniz!

Uzak gıdalar, yakın gelecek

Mehmet Gürs, "Filipinlerden gelen mango yerine şeftali yerim" demişti Elle dergisinin Ağustos sayısındaki röportajında ve çok da haklıydı. Meyve ve sebzelerin uzun yolculuklara dayanabilmesi için zamanından önce toplanması, genleriyle oynanması, farklı kimyalar ile korunması ve bu yolculuğu uçak ile yaparak salınan karbon sebebiyle çevreye verilen zarar... Bu konuya dikkat çekmek üzere James Reynolds'ın tasarladığı Far Foods projesi de bir o kadar etkili. Ne diyebiliriz; bölgesel yaşa, küresel düşün!

Avatar'ı beklerken



Beklediğim bu muydu? Bilmiyorum... James Cameron yıllar sonra böyle bir yapımla mı karşımıza çıkacaktı? Çok renkli, çok güzel, çok 3B, çok masraflı, çok büyük, çok canlandırma... Senaryo ile ilgili fikrim yoktu, kendimi bilgi kirliğinden ve kaçan sürprizlerden uzak tutmaya çalışarak 300 milyon Dolar'ı aşan bütçeli bu yapımı bekliyordum ve kesinlikle gözümü boyayan bütçesi değildi. Beklediğim çok güzel filmlere imza atmış, beni ve nicelerini maceradan maceraya sürüklemiş bir yönetmenin (Titanik hariç) geri dönüşü idi. Geçen günlerde Amerika'da, 20 dakikaya yakın süren bir tanıtımdan ağızlarının suyu akarak çıktığını söyleyen eleştirmenlerden sonra beklentilerim artmıştı. Ama umduğum bu değildi biliyorum... Beklediğim; bilgisayar oyunlarında görmeye alıştığımız nefis grafiklerle kotarılmış, benzerlerini onlarca defa gördüğümüz, cennetin insan eliyle yokedilmesi hikayesi değildi. Ama gene de bekliyorum...

Not: RuTube'unuz da kapalı değildir artık ;)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Reklam olan yasaklar

Bazı yasaklar komik olmanın ötesine geçip yasakladığı şeyin reklamını kendi eli ile yapar oluyor. Bunu televizyon ekranlarımızda uçuşan flu daireleri çocuklarına açıklayan anneler-babalar bizzat yapabildiği gibi yasak o kadar tartıştırıyor ki reklamın en büyüğü yapılıyor. Ekrandaki daireler silahların, mafyanın ve onun marifetlerinin yasaklanmasında kullanılmıyor ama seyir keyfini bozarak küçüklerin o örtünün arkasındakine merakını arttırarak uçuşmaya devam ediyor tüterek.

Tütün ve Alkol Piyasası Denetleme Kurulu'nun (TAPDK) son uygulamarından biri de zihin açıcı etkisiyle yaratıcı bir reklama vesile olmuş. Bilindiği üzere artık içki reklamları araç ve gıda ile "ilişkilendirilerek" yapılamıyor. Eee öyle yapılamazsa da böyle yapılıyor... Şerefinize!

Mercan'a da bekleriz...

Rusya devlet başkanı Medvedev ve başbakan Putin Rusya ile Arjantin arasında oynanan futbol dostluk maçını (2-3) Soçi'de bir kafede halkın arasında izledi. Spetnaz halk kılığında yakın koruma yapmadığına, kafe boşaltımadığına göre ya Putin'in kara kuşağına güveniyorlardı ya da bazı devlet adamları basına poz vermek için bile olsa da sempatik davranışlarda bulunabiliyor.

Bizim devlet erkanımız ise Büyükada'ya gidecek diye iskeleye kurulan x-ray cihazı ile vapura binenleri aratarak güvenliğini sağlatıyor, ziyaretini yapıyor. Ya işgüzarlık, iş bilmezlik ya da başka endişeler bu duruma yol açıyor bilemiyorum ama halkından bu kadar sakınır duruma gelmek hoş olmayan işlerin bir işaretçisi gibi. Olmadı her mahalleye birer tane konsun da şu x-raylerden birlik beraberlik içinde yaşayalım!

14 Ağustos 2009 Cuma

Omaha Bitch

Omaha Bitch grubu ile tanışın, Monoi kokusunu siz de seveceksiniz... O zafer gibi kokar! Muhahaha hahah ha

Çok lazımdı! Ama sizi bunlar kovalasın demekten kendimi alıkoyamayacağım... Yakalarlarsa yağlarlar ;)

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Tanıdın mı beni Jamie'cim?


Mythbuster Adam Savage bu seneki Comic-Con'a yukarıdaki kıyafet ile katılmış, güzel tercih.

Gece atlayışı

- Bagaja verecek birşeyiniz yok mu?
- Yok, hepsini yanıma alacağım!

Gece atlayış yapacak Navy Seal tam teçhizatı ile görevine hazır. Hot Toys'un bu modeli detay ve işçiliği ile farkını ortaya koyuyor. Tabii PERS (parallel eyeball rolling system) ve led donanımı ile inanılmaz gerçekçi Batman'i yapanlardan da beklenir...


Güzel proje

Ve güzel anlatım, güzel kurgu, güzel müzik, güzel sakal...

Christoph Rehage, Pekin'den Berlin'e 7242 km'lik yolu yürümek üzere Kasım 2007'de Pekin'e ayak basmıştı. Bu büyük yolculuğunu hergün çektiği fotoğraflarla küçük bir belgesele dönüştüren Rehage, 1 yıl ve 4667 km yürüyüşten sonra Urumçi'de bitirdiği macerası sonrasında kudretli bir sakala sahipti...


11 Ağustos 2009 Salı

7 Ağustos 2009 Cuma

Cuma'ya adanan

Bir parça daha, günü gelince... Bu sefer Pakistan doğumlu Brighton'lu Natasha Khan'dan, Bat for Lashes projesi ile, What's a Girl to Do. Kulağımız tanıdık tonların sanrısı içinde, aklımız yağmurdan sonra yayılan kokularla bulanmış, kalbimiz sevenle çarpanken, gelen Cuma'yı karşılıyoruz... Hepinize iyi Cuma'lar...

6 Ağustos 2009 Perşembe

Görülmemiş Star Wars kareleri

- Hayır Han, vallahi aramızda birşey yok bu yürüyen paspas ile!

Kimleri görüyorum...

Robert Knepper, Prison Break'de diline yapışan güneyli aksanını rafa koyarak, Heroes'da şehre sirki getirecek gibi gözüküyor, birgün Batman'de Joker'i oynarsa da şaşırmamalı. Belki bu karanlık atmosfer diziye dönmemi de sağlar, göreceğiz...

Vader Time

Yapma bunu, yapma bunu... Galaksinin en iyileri böyle rezil duruma düşmeyi haketmiyorlar. Hadi kendini bitirdin, Stormtrooper'lardan ne istiyorsun?

Allez allez allez*


Remi Gaillard'ı tanırsınız; hani şu otoyolda sümüklüböcek olarak sürünen, şehri antreman sahasına çeviren, Montpellier taraftarı top canbazı... Daha doğrusu yapmadığını bırakmayan Remi, şimdi de çıkarma yapmış. Tek başına tabii ki...

* Go go go

Teknik Eğitimin Faydaları


Baştan bu işe girmemin sebebi de bu zaten!

5 Ağustos 2009 Çarşamba