31 Ekim 2009 Cumartesi

Kutulu şans

Son aylarda mouse (bilgisayar faresi) alışverişi yapmış veya bir teknoloji marketinde ne var ne yok ilgilendiyseniz Logitech'in şans kutularına da denk gelmişsinizdir. Teknosa'nın sadece kendinin düzenlediğini sandığı kampanya şimdi yenilenmiş içeriği ile her teknoloji marketinde bulunuyor. Kampanyadan haberi olmayanlara işi şöyle özetlemek mümkün; kampanyaya özgü tek tip kutu ile sunulan 3 farklı fareden birini içeriğini bilmeden satın alıyorsunuz, en ucuzu V320'nin fiyatı ile yaklaşık 60 Lira'ya satılan kutulardan 90 TL'lik V550 veya 140 TL'lik Vx Nano çıkması olası.

Öncelikle şunu belirtmeliyim sahip olunabilecek en güzel farelerden biridir Vx Nano. Sağ-sol el farkı olmadan kullanılabilen simetrik olanları seviyor olmam bir yana, Vx Nano'nun sahip olduğu lazer, çözünürlük, kaydırma tekeri, malzeme kalitesi ve küçük USB vericisi onu tercih sebebim yapan etmenler. Fakat bu güzelliğe sahip olacaksınız diye tombala mı oynarsınız? 60 Lira vereceğiniz fare istediğiniz model çıkmazsa bir tane daha mı alırsınız? O kadar istiyorsanız Vx Nano'nun OEM satış fiyatı zaten 100 Lira! V320 de 60 Lira'ya değecek bir fare değil. Ayrıca şans ile alışveriş mi yapılır? Kim beğenerek almadığı bir objeyi kullanmak ister?

Bu alışverişi yapmaya karar verdiniz diyelim, kutunun üzerinde yazdığı gibi pahalı iki modele sahip olma şansınız %50 ise ucuz model alma ihtimaliniz %50'dir, elde var bir. Demek ki V320 %50 oranında kutularda yer alıyor, diğer ikisinin de toplam oranı %50, kim bilir kendi aralarında bu oran nedir. Büyük ihtimalle ucuz ürünün çıkacağı kutunuzu seçiyorsunuz, o da ne? Bir de bakmışsınız kutudan farenin yanısıra özenle kesilip oluklu mukavvaya bantlanmış metal bir levha çıkmış. Evet, hem de en ucuz olan farenin kutusundan! Bu da iki. Buyrun kampanyaya!


Hediyeniz metal parçası kutudan çıkıyor

Güle güle kullanın

30 Ekim 2009 Cuma

29 Ekim 2009 Perşembe

Atatürk ile gülen Türkiye

Yazar Hanri Benazus, Atatürk tutkusu ile 17 yaşından beri topladığı 5000'e yakın fotoğrafın 340 kadarı ile Anadolu Ajansı Sanat Galerisi'nde (Ankara) 7 Kasım'a kadar sürecek "Gülen ve Gülümseyen Türkiye" sergisini açtı. İlk olarak geçen sene Eskişehir'de açılan, yazarın Mustafa filmine karşıt olarak bilinmeyen yönlerini göstermek için gerçekleştirdiği sergi çoğunun negatiflerine de sahip olduğu fotoğraf koleksiyonundan bir seçki sunuyor.

Küçükken masasına oturduğu, leblebilerini aşırdığı Atatürk'e tutkusunun bu yıllarda başladığını ifade eden 80 yaşındaki Benazus'un bir sonraki sergisi "Ağlayan Türkiye" ismiyle 10 Kasım 1938 - 10 Kasım 1953 tarihleri arasına ait fotoğraflardan oluşacak. Ölümünden naaşının Anıtkabir'e taşınmasına kadar geçen süreyi kapsayan sergi Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım'da ziyarete açılacak.

27 Ekim 2009 Salı

Kağıt katla bomba yap*

* Pim çek bomba at

Sunderlandli bir golf kulübü tasarımcısı olan Williams Mills tarafından tasarlanan ve geliştirilen Mills bomb Birmingham'da Mill's Mühimmat Fabrikası tarafından 1915'de üretilmiştir. İngiliz Ordusu tarafından bu tarihten itibaren zaman içinde çeşitli değişikliklere uğrayarak 1970'lerin sonuna kadar standart el bombası olarak kullanılmaya devam etmiştir.

El bombalarının tarihi Bizans İmparatorluğu'na kadar uzanmaktadır. Savunma tipi olan bu bombanın atıcısı bombayı attıktan hemen sonra siper almak zorunda, deneyimli bir atıcı ise yaklaşık 750 gr. olan bombayı 30 metre mesafeye atabilmektedir.

Günümüzde el bombalarının rolü** kalmamıştır ve ne mutlu ki yukarıda yer alan sadece kağıttandır.


Uzi, MP5, M4 buyrun onlardan da var


Peki bunca can yakmasına rağmen silahlar renkten renge girerek, altınla kaplanarak, taşlarla bezenerek, porselenden veya başka malzemelerden üretilerek neden sanata malzeme olur, sanat galerilerinde veya mağazalarda bu şekilde baş köşeyi süsler? Neden oyuncak olarak tabanca, tüfek alınmamış bir çocuk bile süpürgenin sapını veya kuru bir dalı kendine silah yaparak oyun oynar? Neden kaleci olmaya gönülsüz onca çocuk oynadığı savaş oyununda en fiyakalı ölümü kendine rol biçer ve ağır çekimde yerlere yuvarlanır? Bebek, arabasından size parmağı ile nişan alararak baş parmağını düşürür...

Sanırım insanoğlunun benliğini bir sonraki seviyeye taşıması bir felaketle kesintiye uğramasa bile yüzyıllarlar alacak. O zamana kadar gökyüzüne dikilen toplar, roketler gibi fallik objeler gölgesinde, vahşetin meşrulaştırıldığı yollarla gazı alınsa da günlük yaşantısı içinde bile vahşetin, kural tanımazlığın, şiddetin çağrısı beynine sinyaller iletmeye devam edecek.

Belki bu süreçte el becerisini geliştirecek bir uğraşta bulunmak adına kağıttan bomba yapması da doğrudur, bir gün atalarının o kağıttan turna kuşu katladığını ve üzerine yazdıklarını hatırlayacaktır!

** Toprağa ekilenleri saymazsak!

Obama'nın yolu

Eğer dünya hükümdarlarından biri olmak istiyorsanız işte size fırsat. Bu kitapla Obama'yı seçtiren kampayanın kodlarını çözebilir ve geleceğe hükmedebilirsiniz... Sistem bu kadar eşitlikçidir!

İnternet sizi nasıl bilir?

Aaron Zinman'ın Personas projesi çevrimiçi kimlik analizinizi yapıyor. Kişisel profilinizi internetten aldığı masif bilgiyi algoritmik işlemle kategorize ederek renk kodlarından oluşan bir nevi DNA kuşağı ile karakterize ederek görselleştirip sunuyor. Bu mecrada etkin bir yer almıyorsanız "sayısal bir ize rastlanmadı!" cevabı ile karşılaşmanız kuvvetle muhtemel fakat tanınmış bir isim ile yapılan sorgulamayla yaratılan işlem görselleştirmesi ve alınan sonucu görmek mümkün.

25 Ekim 2009 Pazar

Jake ve Peck

Hatırlar mısınız? 1930'lar, Pasifik'te bir ada, bir uçak pilotu ve onun deniz uçağı, tek gözlü köpeği, bir bar, yanardağ, maymunlar, Almanlar, Japonlar, yerliler, şelaleler, egzotik mekanlar, güzel kızlar, yumruk yumruğa kavgalar, fötr şapkalar...

Jeneriğinde, bir asaya yaslanarak otururken parmağıyla ileriyi işaret eden bir maymunun pek tekin olmayan altından heykelini görürüz, kahramanlarımız sıralanır sonrasında... Hayli İndiana Jones, biraz Kaptan Bernard, Mr. No, az Kazablanka; aslında işin gerisinde tam bir çizgi-roman kültürü yatar. Karakterleri ve ambiyansı ile mistik romantik bir döneme konumlanmış masalı anlatır Tales of the Gold Monkey.

Herkes alaşımını roketlerinde kullanmak için altın heykelin peşindedir, sıcak küvetinde bir Japon prensesi, gıcır gıcır botlarının içinde Alman subayları, rahip kılığında bir Nazi ve şarkıcı rolü yapan bir Amerikan ajanı... Pilotumuz Jake, opal taklit gözünü pokerde kaybettiği için göz bandı takan köpeği Jack (Peck diye bilirdik biz), uçağı Grumman Goose ile Güney Pasifik'de (hayali ada) Bora Gora'da taşımacılık yaparken çevresinde gelişen olayların içine çekilir...

İndiana Jones'un (1981) hemen ardından vizyona girerek (1982) filmin yarattığı başarı ile büyük ilgi toplamış olan dizi TRT'de Serüven Peşinde adıyla gösterilmiş, olayları hayal meyal hatırlasam da dönemin en sevdiğim dizilerinden olmayı bilmiş, atmosfer ve karakterleri ile hafızamda iz bırakmıştır.

Jake ve Peck'imiz

24 Ekim 2009 Cumartesi

Film tişörtleri

Alien'dan Robocop'a, Shining'den Clockwork Orange'a, Goodfellas'tan Fight Club'a kadar izlediğimiz nefis filmlerin, özellikle konularının geçtiği mekanlar ve şirket logoları ile hazırlanan harika tişörtleri burada.

23 Ekim 2009 Cuma

Cuma için

Wong Kar-Wai görseli ile bir DJ Shadow parçası günü geldiğinde, müzik biter çoktan Cuma olmuştur...

Kirli Sepeti

Yemek-içmek, oyun, dizi, kitap, alet-edevat gibi birçok beğenimize dokunarak sepeti dolduran ikili Hasan Yalçın ve İlker Uğur'un Televidyon'da yayınlanan podcastlerinde bakın bakalım bu hafta zurna nerede zırt demiş, blogumuzdan nasıl bahsedilmiş? ;)

22 Ekim 2009 Perşembe

Kaç kaç!

Büyük kaçışınız başladı, bakalım ne kadar uzağa gidebileceksiniz! Tek tuşla oynanan bu flash oyun sürekli değişen parkuru ile sizi şaşırtacak. iPhone sürümü ile telefonunuzda da oynamanız mümkün olan oyun müzikleri, grafikleri ve atmosferi ile eski güzel oyunlar tadında.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Doğum Günün Kutlu Olsun Komutanım


Azizler geri döndü

Willem Dafoe'lu efsane birinci filmden tam 10 yıl sonra; Sean Patrick'i tanıyamayacağım kadar değişmiş bulduğum, ilk filmin kadrosunu korumuş bir Troy Duffy filmi. McManus kardeşlerin yeni macerası kırmızı kuşaklı fragmanı ile sizinle...

16 Ekim 2009 Cuma

Ne zaman, hangi balık?


Balık mevsiminin açılması ile balık yiyen bir grup olarak yukarıdaki tabloyu sizinle paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle hangi ayda hangi balığı seçeceğinizi bilir, lezzetli balık yersiniz. Balıkçı kazanır, lokanta kazanır, yanında içilen mey ile üretici kazanır, bağ kazanır, manav kazanır, kabzımal kazanır, hesap büyür servisi yapan garson kazanır, ülke kazanır... Sağlık, sıhhat için balık yiyin, vücudunuza can verin!

Cuma'ya

Cuma'nın müziği Nouvelle Vague'den geliyor, Dancing with Myself.

9 Ekim 2009 Cuma

Tetikte olalım

Herzaman tetikte olmak gerektiğine inananlar için Hong Kong'lu tasarım stüdyosu chillichilly'nin ürünü... Sloganları da hiç fena değil; "go slow in life, kill time with a cup of coffee!". Tabii içerken emniyeti açmayı unutmamak lazım.

Ay'a demokrasi geliyor

NASA, bugün Ay'ın güney kutbunda bir krateri füze ile vurarak
kalkan toprak içinde buz kristali ve su buharı arayacak

2 Ekim 2009 Cuma

Diday diday day


Nereden geldiyse aklıma MFÖ'nün 1985'te Eurovision'a katıldığı "Diday diday day" parçası... 3'lü beyaz takım elbiseleri ve fötr şapkaları ile çıktıkları sahnede herzamanki gibi canlı, neşeli bir performansla eğlenerek söylemişti parçalarını. Acaba neşeyle söylenen bu şarkı çoğunun İngilizce bildiği katılımcı, seyirci ve ev sahibi İsveçliler'in kulağına nasıl gelmişti? Birden aklıma gelen ve yorumlaya çalıştığım şey bu oldu; Did I did I die, day did I die, day the day I die...

Cuma bir ütopya


Cuma'ya müziği unuttuğumu düşünmüş olabilirsiniz, asla... Cuma'nın müziği Goldfrapp'tan geliyor bugün ve Utopia'yı çağırıyor.

Nefes

Fragman


Uyumayacaksın!


Irak sınırına yakın bir ilçedeki komando tugayında bulunan ve Karabal Tepesi'ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki 40 askerin hikayesini anlatan Levet Semerci'nin yönettiği Nefes 16 Ekim'de vizyona girecek.

1 Ekim 2009 Perşembe

Fırlatmayan koltuk


Hep bir savaş jetinin koltuğuna oturmak istememiş miydiniz? İşte size fırsat! Orijinal koltuklardan yapılan bu fırlatmayan koltuklara artık evinizin veya ofisinizin nezih ortamında da oturabileceksiniz. Seçim sizin; B-52, C-130 ve F-4 koltukları sizin için söküldü, tamir edildi, yenilendi ve tekerlekli sağlam bir kaideye oturduldu... Motoart'ın bu koltuklarına ve diğer fantastik ürünlerine sitesinden gözatabilirsiniz.

4 teker 1 direksiyon


Hep düşünürüm binlerce TL verilerek alınan otomobiller; birkaç yüz TL'ye inen fiyatlarına rağmen neden hala bir bilgisayar, bir GPS, bir HUD, bir MP3 çalıyıcıyı üst modellerinde ve fiyat farkları ile sunarlar? Bunları geçtim, bir park sensörü, yağmur veya far sensörü neden model ve fiyat farkı yaratmak adına değişik donanım paketleriyle satılır?

Elektroniğin geldiği nokta itibariyle bu tür donanım iki kromajlı çıta, farklı renkte aydınlatılmış gösterge panelleri, farklı kumaştan iç döşeme gibi göz boyamalarına gereksinim duymadan herkesin kullanımına ucuz modellerde bile sunulabilir. Bir üst modelin fiyatı alt modeli alanın cebinden çıkmamalıdır. Eğer gerçek krom, gerçek deri, gerçek ağaç, gerçek motor, gerçek mühendislik, gerçek tasarım ve ruhla üretiyorsan aracını zaten farkın sadece fiyatın olmaz orası ayrı konu.

Bu bağlamdan ezelden beri araçlarda yerini almayı bilmiş bir donanım da hakkında yapılan lobilerin, arkasındaki büyük sermayenin ve hayatta kendine nasıl yer açtığının simgesi olarak otomobillerin konsollarında yerini almaya devam ediyor. Araba çakmağı... Evet bahsettiğim şey araç çakmakları. Bu çakmak ve beraberinde ön konsolda, arka kapılarda yerini alan küllüklere o kadar alışığız ki neden orada olduklarını sorgulamaz, yadırgamaz hale geldik. İçenin bile kirletmeyerek "sigara içilmemiş" diye satacağı aracın küçücük, en son bir kağıt mendil tıkılarak kullanılmış küllükleri... Fakat henüz o binlerce TL'lik aracın 3 kuruşluk tüketici teknolojisi sunduğu bir detayı geliştirilememiştir yaygın olarak. Beklediğim birilerinin yaptığı gibi ön cama yerleştirilmiş kamera ile hız tabelalarını tarayıp gösterge panelinde görüntülemek gibi gereksiz, pahalı teknolojik atılımlar değil. Birkaç hayatı kolaylaştıracak detayın bu araçlarda yerini alması sadece. Nasıl o çakmak yerini aldıysa vaktiyle...

Yaşantımızın vazgeçilmezi olmuş, geleceğin üzerine inşa edildiği elzem birkaç araç gereç ise donanım paketleri kisvesiyle ve hala yarım yamalak olarak ateş pahasına sunulurken üzerinde dumanı tüten sigara ikonuyla çakmağın yerinde bütün araçlarda en azından bir USB bağlantısının olmasını sanırım daha çok bekler; sigaramızı tüttürüp, konsoldan açılan bardaklığa tutturduğumuz kahvemizi yudumlayarak piknik havasında direksiyon sallamaya ise devam ederiz. Böyle sürüş güvenli olacak ki araçlarda bu donanım standart ve otomobilde sigara içmeye getirilen bir yasak yok! Neden o zehirli, pis kokulu meretin baş köşede yerini aldığını soran yok!

Verilen paranın karşılığında aracının iç donanımından kahve tutacağı haricinde akılcı fonksiyonlar bekleyen, ışıklı halkasıyla fiyakası bozulmayan çakmağın yerini sorgulayan bir zihnin yakınmaları.

Tıkanan trafikte otoyolları otomobilden nehirler gibi doldurarak, 1,20 kişi/araç ortalama ile seyreden, pahalı kaputları altında gizli motorları boşa çalışan, gereksiz yakıt tüketen, çevreyi kirleten, sahibinin rahat koltuğunda tıkanan trafiğe sinirlenerek umarsızca oturduğu binlerce aracı nasıl gördüğümden bahsetmiyorum bile...