30 Ocak 2010 Cumartesi

Amerikan eğlencesi


Önüne gelene ateş ettiklerini zaten biliyorduk, ama can sıkıntısının nasıl eğlenceler doğurduğuna pek tanık olmamıştık. Oralarda ne işi olduğundan bihaber Amerikan askeri yakında silahına ip bağlar başına iş açar, onları bir an önce geri çağırmak gerekir...

28 Ocak 2010 Perşembe

O çıkmadan parodisi yapılmıştı



MADtv, 2006 yılında yaptığı bu parodi ile geleceği görmüş... Aslında bunların hepsi laf-ü güzaf, Apple kasasını doldurmaya ve iyi cihazlar üretmeye devam ediyor. Diğerleri de kıskançlığından çatlıyor!

25 Ocak 2010 Pazartesi

Hugo Chavez Playstation'a karşı


Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez "Alo Başkan" (Alo Presidente) programında bir dönem resimlerinin konup "gidin Chavez'i öldürün" denen oyunların bulunduğu, çocuklara şiddet aşılayan, silah satmayı hedefleyen  Playstation ve oyunlarını "cehenneme giden kapitalist yolu" ifadesiyle tanımlayıp nasıl bir "zehir" olduğunu belirtti. Venezuela'da bilgisayar oyunlarının satışı geçtiğimiz Ekim ayında yasaklanmış, satanlara 5 yıl hapis cezası getirilmişti.

21 Ocak 2010 Perşembe

Amerika bombalamayı sever


Onları İkinci Dünya Savaşı'ndan bilirsiniz, görmediniz, duymadınız, yaşamadınız ama kameranın her noktasında içine girdiği ilk savaşta kayıt edilenlerle ve üzerine çevrilmiş filmlerle bombardıman filolarının nasıl göğü inleterek gelip yeri hallaç pamuğu gibi attığına tanık oldunuz. Savaşı bitiren de bunlardan biri oldu, en uzağa, en büyük bomba, en büyük kıyımla... Kimi kendine verilen görevi yaparak açtığı bomba kapakları, çil gibi boşalttığı bombaların ağırlığıyla savaştan sonra aklını yitirerek, kimi savaş anılarını anlatarak yaşadı hayatını... Ne de olsa savaş pilotları film çeken, bombardıman pilotları ise tarih yazandı!

Aslında bombardıman uçakları da uçakların savaşlarda ilk kullanılmaya başladığı yıllarda gelişmiş, Birinci Dünya Savaşı'nda İtalyanlar Libya'da ilk bombayı uçaktan atanlar olmuştur, yıl 1911. 1912'de Bulgar pilotu Christo Toprakchiev'in Türk mevziilerine uçaktan bomba atma önerisi, Yüzbaşı Simeon Petrov'un geliştirdiği prototiplerin bir Albatros FII uçağından Karaağaç (Edirne) tren istasyonuna atılması ile sonuç bulmuştu. Petrov'un aerodinamik, X şeklinde kuyruk ve çarpma fünyesi ile geliştirdiği bomba planları daha sonra "Chathaldza" (Çatalca) kod adı ile Almanlar'a satılacak, Birinci Dünya Savaşı boyunca Alman zeplinleri Londra'ya bomba taşıyacak, ilk 4 motorlu bombardıman uçağı ise Rus Sikorsky IIya Muromets olacaktı, 1914...

İkinci Dünya Savaşı; bombardıman uçaklarının gelişimini tamamlayarak karşımıza çıktığı bir dönem olacak, Avrupa şehirlerine gökyüzünden ölüm yağdıracaklardı. İnsanlığın sekteye uğradığı bu yıllarda insan kayıplarının yanısıra yüzlerce yıllık şehirler bombardımanlarla yerle bir oldu. Berlin ve Londra savaşa dahil iki başkent olarak bu yıkımdan nasibini alırken teslim olan Paris tek bomba düşmeden Almanlar'a teslim olmuş, yönetim Vichy'ye kukla hükümet rolüyle taşınmıştı.

O dönemde bir başka şehir vardı ki 1300 İngiliz ve Amerikan ağır bombardıman uçağının 3900 ton bomba boşaltarak yeryüzünden silinmesine engel olunamamıştı. Dresden, Saksonya Eyaleti'nin başkenti, "Elbe'nin Floransa'sı" olarak nitelendirilen bu barok şehrin ne sanayi ne de önemsiz askeri hedefleri vurulmaksızın stratejik bombardıman ile yıkıma uğratılması ve sivil kayıplara uğratılması bir savaş suçu olarak tarihte yerini alacaktı.

Pan Thi Kim Phuc... Amerikan koordinasyonu ile Güney Vietnam uçaklarının attığı napalm bombalarından yanmış küçücük bedeni ile ağlayarak kaçan, acısı ve korkusunu hissetmemek mümkün olmayan bu Vietnam'lı küçük kızın ifadesi bir Munch tablosu gibi beynimize kazınmıştır. 1972 yılının Haziran'ında çekilen, Nick Ut'a Pulitzer Ödülü kazandıracak bu fotoğraf ve o an günümüzde yüzlercesi yaşanan nice savaş acısının timsali olarak modern çağa damgasını vurur.

Peki hiç bir savaşı başlatmamış (!) Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan günümüze bombalama seceresine bakarsak ne görürüz?

Kore ve Çin 1950-53 (Kore Savaşı), Guatemala 1954, Endonezya 1958, Küba 1959-1961, Guatemala 1960, Kongo 1964, Laos 1964-73, Vietnam 1961-73, Kamboçya 1969-70, Guatemala 1967-69, Grenada 1983, Lübnan 1983, 1984 (Lübnan ve Suriye hedefleri), Libya 1986, El Salvador 1980'ler, Nikaragua 1980'ler, İran 1987, Panama 1989, Irak 1991 (Körfez Savaşı), Kuveyt 1991, Somali 1993, Bosna 1994-1995, Sudan 1998, Afganistan 1998, Yugoslavya 1999, Somali 2000'ler, Yemen 2002, Irak 1991-2003 (Amerika ve İngiltere sırayla), Irak 2003'ten günümüze, Afganistan 2001'den günümüze, Pakistan 2007'den günümüze, Yemen birkaç hafta önce...

Geçmiş Olsun!

Geçtiğimiz pazar akşamı 67. Altın Küre Ödülleri töreni vardı. Oscar'ın habercisi, büyük sinema-televizyon olayı, körlerin sağırları ağarladığı maskeli balo...Ödüller havada uçuştu, zarftan adı çıkanlar çok şaşırmış gibi adı çıkmayanlar ise büyük bir gülümsemeyle kazanan rakiplerini içten alkışlarmış gibi yaptılar, herkes birbirine teşekkür etti, ödüle hak kazanan aktrisler (Meryl Streep hariç) ha ağladım ha ağlıyacağım titremesiyle konuşmalarını yaptı, Haiti'lilerin derdi arada anıldı; anlayacağınız herşey yolunda bir ödül töreni izledik. Geçmiş olsun onlara değil.

En iyi erkek oyuncu TV dizisi dalında ödül, Dexter dizisindeki rolüyle Michael C. Hall'ün oldu. Adaylar tanıtılırken kameranın kendisini kısaca göstermesiyle "Niye bu zibidi bereyle oturuyor ki?" diye düşünmeye başlamıştım. Adı okunduğunda, sahneye çıkıp yaptığı kısa teşekkür konuşmasından sonra gidip sordum google'a. Garibim, kan kanseriyimiş. 11 yaşında da babasını prostat kanserinden kaybetmiş. Ama iyi haber tedavisinin sonuna gelinmiş ve hastalığının gerilemeye başlamış...


Six Feet Under dizisiyle tanıdığım, Dexter serisini bu kadar sevmemi sağlayan bu yetenekli oyuncuya geçmiş olsun.

20 Ocak 2010 Çarşamba

İlk Değilsin...

BMW'nin ikinci el araçları için vermiş olduğu "Evet biliyorum ama bu bir şeyi değiştirmiyor, seni istiyorum" meali ile de özetlenebilecek ilan.

Afişin ne kadar yaratıcı olduğuna takılır takdir mi edersiniz, binlerce yıllık bekaret ve erkek egosu üstüne yazılımınızı değerlendirmeye mi alırsınız, sadece sıfır model araba almaya yemin mi edersiniz?

Yoksa tahrik unsuru olarak seçilen Rus porno sektörü çağrışımlı Lolita arkadaşa bakıp Alman ari ırkının 2. el tercihleri ve geleceği hakkında "Davam" okumak için en yakın kitapçıya mı koşarsınız?

Star Wars kahramanları Rönesans'ta

Çok sevdiğimiz Star Wars kahramanlarımızın Rönesans Dönemi uyarlamaları karşınızda...

Gündem meselesi

13 Ocak 2010 Çarşamba

Kapak kızı #4


Megan Fox düzgün fiziğiyle (parmağı hariç) Mert Alaş ve Marcus Piggott ikilisinin objektifine soyunarak Victoria Beckham'ın yerine Armani iç giyimin yeni yüzü oldu. Sinemada henüz bir başarısını göremediğimiz bu güzel insan yavrusu günümüzde kariyer yükselişi için sadece güzelliğin yeterli olduğunu ispatlar nitelikte. Hem konuşup, düşünüp n'apacağız? Güzel (!) olalım yeter, sistem de bunu ister... Aldığım bir diğer duyuma göre, David Beckham yerine de Cristiano Ronaldo bu göreve soyunmuş, Megan Fox'a reklam fotoğraflarında o eşlik edecekmiş.

Zamanı gelmişti!

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ormandan Gelen Ses!

Beni tanıyan yakın arkadaşlar bilir, "konu ne kadar kötü olursa olsun, kutuplarda, kar, tipi, soğuk içinde geçen bir film seyretmişseniz bana adını söyleyin" derim. Soğuğun içinden gelen adam, kulübesine-araştırma merkezine girer ve kapıyı kapatır. Fırtına sesi bir anda yerini soba çıtırtısına, kahve makinesinin sesine bırakır. Bu tür filmleri hep severek izlemişimdir. Bazıları doğduğum ayın kış ayı olmasına yorar, "kış ayında doğan, kış aylarını sever" derler, bazıları da "kurt puslu havayı sever"...

Okuduğum romanlar arasında belki de en etkilendiğim, ilk okuduğum, Alaska, soğuk ırmaklar, kar fırtınaları, kurt köpeklerini barındıran, hatırlayamadığım yaşımda babamın "al bunu oku" dediği  "Ormandan Gelen Ses" romanıdır. Ne zaman sahaflarda bir kitabını bulsam, bende 2-3 farklı baskısı da olsa "bu kapaklı baskısı bende yok" diyerek aldığım tek kitaptır.

135 yıl önce bugün doğan Jack London'a tüm saygımla, "Günaydın Jack!".

22 Kasım 1916'da, yani daha 40 yaşındayken intihar ettiği ya da çok ağrısı olduğundan fazla doz ağrı kesiciden öldüğü söylenir. Çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulunu bırakarak hayata atıldı. Türlü işlere girip çıktı, Amerika içinde ve dışında uzun, maceralı yolculuklar yaptı, bu yolculuklar sırasında tüm dünya klasiklerini okuduğu söylenir. Hapis yattı. Giderek militan bir sosyalist oldu. Mecbur kalmadıkça asla fazla çalışmayı benimseyemedi. İlk kitabı "Kurt Dölü" 1900 yılında yayınlandı. 40 yaşında öldüğünde geride 50 kadar eser bıraktı. Eserlerinde yaşam kavgasını romantik bir bakışla anlatır, çoğu eserinde sert bir kapitalizm eleştirisi göze çarpar.

Açlar Ordusu, Ademden Önce, Alaska Kid, Alın Teri, Altta Kalanlar, Atalarının Tanrısı, Ateş Yakmak, Ay Vadisi (The Walley of the Moon, 1913), Beyaz Diş, Beyaz Sessizlik, Buck'ın Maceraları, Büyük Serüven, Can Yoldaşı, Cinayet Şirketi, Dehşet Ülkesi, Demir Ökçe, Demiryolu Serserileri, Deniz Kurdu, Direniş, Doğu Yakası (Uçurum İnsanları), Dönek, Düş Ülkelerine Yolculuk, Güneş Çocuğu, Halk Avcısı, İstiridye Korsanları, Japon Kıyılarında Dehşet, John Barleycorn (Alkollü Anılar - İntihar olarak da bilinir), Kaptan David Grief, Kıyametten Sonra, Kız Kar ve Kan, Kızıl Veba (The Scarlet Plague, 1912), Kurt Dölü, Martin Eden, Meksikalı Devrimci, Midas'ın Müritleri, Ormandan Gelen Ses, Seçme Öyküler, Sevgili, Jerry, Sevginin Katıksızı, Şampiyon, Tanrılar ve Köpekler, Uçurum İnsanları, Uzak Diyarlarda, Vahşetin Çağrısı (The Call of the Wild, 1903), Yanan Gün, Yanan Günışığı, Yıldızlar Korsanı, Yol.

Bu kadar Jack London okuduk bir kurt sesi duymadık diye düşünenler için de Kurt Sesleri...

Güvercin taklası


Ryanair'e Türkiye'den rakip mi çıkıyor?

Kızıltoprak semalarını süsleyen bu reklamı İstanbul Anadolu Yakası'nda oturanlar mutlaka farketmiştir, bina boyutu ile sadece kaldırım taşlarını sayarak yürümeyenler için gözden kaçmayacak bir konumda bulunur...

Her ne kadar erotik dergilerini önce poşete sokup sonra da tedavülden kaldıran bir ülkede yaşasak da birçok kişinin bu reklamı tebessümle karşılayacağını düşünüyorum. Fakat stok fotoğraftan kullanılan kabin görevlisi resmi birilerinin canını sıkabilir!

9 Ocak 2010 Cumartesi

Harika konfigürasyon!


Bir bilgisayarda aranan, olmazsa olmaz özellikler!

Migros'un elektronik ürünler afişini gördüğümde teknolojinin geldiği son nokta karşısında afalladım, durdum, düşündüm... 3 kademeli sıcaklık ayarı, emniyet sigortası, 180 derece açılabilme, kolay temizlenen "non-stick" plakalar... Bir dönem hayalini bile kuramazdık böyle şeylerin. Bu şimdi dumansızdır da, bulaşık makinesine de girer non-stick plakaları, hatta devrilme emniyeti de alınmıştır, kablosu da kendi üzerine toplanıyordur. Yalnız tostları basarken e-postaları okumak biraz güç olabilir, umarım bir üst modelinde sırta da bir ekran yerleştirmeyi akıl etmişlerdir. Daha neler göreceğiz kim bilir?

8 Ocak 2010 Cuma

Bu oyunu seviyorum!


    Favori haritam, vıcık vıcık çamuru, şimşek gürültüsü ve yağmuruyla; yani bazen seyretmekten ve dinlemekten oyunu oynayamadığım, karanlık atmosferiyle, koşanların su birikintilerine bastığındaki görüntüsü ve sesleriyle Downpour.

    Ben ve John.Doe, hepiniz...

    7 Ocak 2010 Perşembe

    Bilmem söylesem mi söylemesem mi?

    "Elhamdülüllah Kızılbaş'ım ve laiğim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir."

    Bu cümlesi nedeniyle 2002 de DGM de yargılandı.

    İyi adamdı, mütevaziydi gibi klişe laflar yerine kendi dizelerinden tanıyalım, zannımca bilerek unutturulmaya çalışılan, bir bakarsak meğerse bildiğimiz bir çok türküyü o yazmış diyebileceğimiz, Aşık Mahzuni Şerif'i...

    -

    Ulan yalan dünya senden usandım
    Kimler gelip geçti mazinden senin
    Sana geldim ama gene giderim
    Sanki mühimiyim gözünde senin

    Mahzuni Şerif'im uçar güneşe
    Dünya senin emeklerin çok boşa
    Ben giderim dünya sen sende yaşa
    Bir aşık eğlenmez pozunda senin

    -

    Cahil bize dinsiz demiş, sevgidir dinimiz bizim.

    -

    Sana hasret sana vurgun gönlümüz
    Neredesin mavi gözlüm
    Nerde nerde nerdesin dost
    Bu gemi bu Karadeniz
    Sarı saçlım mavi gözlüm
    Nerde nerde nerdesin dost

    -

    Ruhum geldiği yere dönecekmiş ben dünyada kalıyorum
    Onu yakarlar mı bilmem, ama burada rahat uzanıyorum

    -

    Mevlam gül diyerek iki göz vermiş
    Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı
    Dura dura bir sel oldum erenler
    Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı

    Yoksulun sırtından doyan doyana
    Bunu gören yürek nasıl dayana
    Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
    Bilmem söylesem mi söylemesem mi

    Mahzuni şerifim dindir acını
    Bazı acılardan al ilacını
    Pir sultanlar gibi dar ağacını
    Bilmem boylasam mı boylamasam mı

    Bir reklam

    6 Ocak 2010 Çarşamba

    Hayat Matematiktir


    • Bir şahin, havadan avına yaklaşırken logaritmik spiral izler. Şahinin avını en iyi görebildiği açı sabittir, ve şahin uçuş yönünü, bu açıyı sabit tutacak şekilde belirler. Bu da bir logaritmik spiral oluşturur.
    • Uçabilen böcekler, bir ışık kaynağına yaklaşırken logaritmik spiral izlerler. Bunun sebebi, ışık kaynağı ve uçuş yönleri arasındaki açıyı sabit tutmalarıdır. (Doğada tek kuvvetli ışık kaynağı güneş ya da ay olduğundan, ışık kaynağına sabit bir açıyla uçmak böceklerin dümdüz ilerlemesini sağlar. Yapay ışık kaynaklarına sabit bir açıyla ilerlemek ise düz bir hat yerine logaritmik spiral oluşturur.)
    • Sarmal gökadaların kolları logaritmik spiral şeklinde açılır. İçinde bulunduğumuz Samanyolu gökadası da dört ana kolu olan bir sarmal gökadadır.
    • Tropik kasırgalar logaritmik spiral şeklini alırlar.
    • Nautilus gibi pek çok deniz canlısı, kabuğunu logaritmik spiral şeklinde inşa eder. Bunun sebebi, bu hayvanların büyüme hızlarının mevcut büyüklüklerine orantılı olması, yani hayvanların üstel bir hızla büyümeleridir.
    Logaritmik Sarmal'ın formülü ile hayatı boyunca uğraşan, Jacob Bernoulli'dir (Fransa, 17. yy.). (Lady Shalott'un uyarısıyla tekrar düzenlenmiştir)

    Değişik dönüşümler altında kendini yeniden üretebilen logaritmik sarmal onu o kadar etkilemiş ki mezar taşına "eadem mutata resurgo" (Latince, değişmeme karşın yeniden doğarım) yazısıyla birlikte bu eğrinin kazılmasını istemiş.

    Bu sarmalın formülünü ben bulmuş olsaydım herhalde, mezar taşıma "Hayat matematiktir" yazılmasını isterdim :)

    3 Ocak 2010 Pazar

    Banksy sunar


    Çok kışkırtıcı, saldırgan, kovana çomak sokan türden iki farklı Banksy işi daha... Ne zaman, nerede, ne yapacağı belli olmayan, bir sabah perdemi açtığım da karşı binanın duvarında bir eserini görmek isteyeceğim bir arkadaşımız kendisi. Gerçi kim olduğunu, nerede yaşadığını bilmiyoruz ve bu gizliliğin arkasında korkuların olabileceğini de düşünebiliriz ama kızanları, bozulanları olsa da büyük bir hoşgörü ortamına sahip olduğunu da anlıyoruz yapmış olduğu işlerden. Sanatın bu kadar yaşamın içine girmiş olması, sokakların, duvarların tuval olduğunu görmek ve herhangi bir köşeyi döndüğünüzde size bir şeyler anlatan, düşündüren ya da sadece güldüren "eserler" görüyor olmak da işin başka bir keyifli yanı.