30 Mart 2010 Salı

Cern'in ilgi çekme çabaları

Son birkaç yıldır defalarca aramızda da konuştuğumuz, sözde hayatımızı baştan sona değiştireceği dile getirilen yüzyılın deneyi (sahi bir zamanlar yüzyılın buluşu Ginger da vardı. Ama galiba o geçen yüzyılda kaldı) canlı olarak buradan izlenebiliyormuş. Umarım bu sefer deneyin üzerinde ekmek yememeyi akıllarına getirirler ya da kuşları kovmak için bunları tavsiye edebilirim.

Maalesef bugün Ricky Martin'in yaptığı "Ben gay'im!" açıklaması kadar ilgi çekmemiş olsa da, kimbilir belki birgün hayatımızı kökten değiştiren bir buluş yaparlar.

23 Mart 2010 Salı

Adamın biri bara girer...


Adamın biri bara girer, yaslanır bara ve elini vurarak "Bana 3 viski" der. Barmen viskileri verir, adam arka arkaya sıralar viskileri, "Hadi bana iyi günler" diyerek bardan çıkmaya hazırlanırken "Hop kardeşim nereye?!" diye seslenen barmene "Param yok" diye yanıt verir ve barmeni şöyle bir süzerek "Ama sana bir teklifim var, bak şimdi cebimde 20 santim boyunda bir piyanist var eğer istersen ne istersen çalar biz de ödeşiriz" der. Şaşıran barmen merakla "Göster bakalım" der, adam cebinden gerçekten de 20 santim boyunda bir adam çıkarır. Piyanist geçer piyanonun başına, barmeni iyice eğlendirir. Barmenin çok hoşuna gider bu ve bu piyanisti nereden bulduğunu sorar. Bunun üzerine adam ona piyanisti veren cini çağırır. Barmen bakar ki cinin ahı gitmiş vahı kalmış, yaşlı, beli bükük, bembeyaz sakallı bir dede. Bastonuna dayanmış zar zor ayakta durmakta. "Dile benden ne dilersen" der cin ve barmen yanıt verir; "Yıllardır bu barda sigara, içki ciğerlerim mahvoldu bana iki yeni ciğer ver". Kulağını daha da barmene yaklaştıran cin "Ha?" diye sorar, barmen bağırarak "İki yeni ciğer!", "Ha peki" der cin ve parmaklarını şıklatır. Birden barmenin arkasında zebella gibi iri yarı, palabıyıklı, kılıçlı cengaver belirir! "Yahu ben yeni ciğer dedim. Bunlar nereden çıktı?" diye isyan eden barmene adam gülerek "Sanki ben de 20 santimlik piyanist istedim!"...

Sen al birinci filmin mekanı olan ormana, Predatorler istediği yere gidemiyormuş gibi dünyadan azılı suçlu ve askerleri getir, onlar ki avlanmak için başa bela bir tür yaratmış Predatorler'in zevkini ne kadar tatmin edeceği tartışılır bu avın filmini çek, ikinci Alien filminin adından bir harf çalarak filme adını ver, biz de izleyelim.

Biz mi istedik bunu? Yapmayın, beğenmediğimiz devam filmlerinin kıymetini arttırıyorsunuz. Hem de elinizde çok iyi senaryolar yaratacak bir cevher varken... Sonraki filmde çölün ortasında bir barda tesadüfen biraraya gelmiş yabancılar kilerde Alien yumurtası bulur ve Predatorler'le pişti olurlarsa şaşırmamak gerek. Oradan kaç film çıktı bir Predator de çıkmaz mı?

Fıkra nereden aklıma geldi bilmiyorum. Belki şaşkın şaşkın ormanda dolaşan Oscar ödüllü bir aktördür sebep. Oscarlar bile gittikleri yeri hazmedemiyordur belki.

22 Mart 2010 Pazartesi

Yırtıcı bir dans


Omuz toplarının lazerleri ile ortamı diskoya çevirmek de vardı... Kafeslerde de Maya dansçı kızlar... Hiç Predator fantazisi yapmamıştım...

18 Mart 2010 Perşembe

Çanakkale üzerinde bir şahin

Resimde dikkatinizi ne çekiyor? Boynunda taşıdığı Pour le Mérite madalyası mı? Göğsündeki Alman Haçı mı? Kılıcını tutuşu, duruşu, ifadesi mi? Yoksa kalpağındaki ay yıldızlı pilot brövesi mi? Sanırım resimdeki şahsın Hans Joachim Buddecke (1890-1918) isminde bir Alman pilot olduğunu bilseniz, kalpağı ve üzerindeki bröve ile ilgilenirdiniz.

Çanakkale Savaşları'nın çok bilinmeyen hava cephesi, İtilaf Devletleri'nin gözlem ve bombardıman uçuşlarına cevap veremeyen Osmanlı Hava Kuvvetleri'ne müttefik Almanya'dan gönderilen pilotlar ile desteklenir. O pilotlardan biri olan Buddecke'nin başarısı dengeleri değiştiren bir etken olmuş, halk tarafından "Şahin" lakabıyla anılmaya başlanmıştır. Bir çok sefer görev yaptığıı İzmir'de kaleme aldığı anıları 1918'de Batı Cephesi'nde bir hava çatışmasında ölümünden sonra babası tarafından yayımlanmış olan Buddecke, askeri okulda okuduktan ve 1910'da piyade teğmeni olduktan sonra 1913 yılında ordudan istifa edip Yeni Dünya'da bir yaşam kurmak ve havacılığı öğrenmek için Amerika'ya gitmiş, 1914'te savaş patlak verince ülkesine dönerek hava kuvvetlerine katılmıştır.

Üniformasıyla poz verirken, yıllar sonra birine bu fotoğrafın neler ifade edebileceğini düşündüğünü ise hiç tahmin etmiyorum. Ben de farklı bir bakış açısı yakalamayı ya da yabancılaşma tezahürünü bu fotoğrafa bakarak kendimde bulacağımı...

Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünde, tarihimizin anlatamadığı şeylerin canlı ispatı sanki bu fotoğraf. Birkaç tarih ve olayla bir çırpıda özetleyebileceğimiz, böyle anlatılan, böyle okutulan, böyle sorulan koskoca bir tarihin neler taşıdığının canlı bir ispatı. Detaylarda yatan kahramanlıkların, mücadelenin, başarının, yenilginin, kararların, toplumları ulus, toprakları vatan yapan değerlerin tarihte saklı olduğunun ispatı. Unutturulmaya çalışılan tarihin bu yabancı tanığı, sessizce durduğu yerden klişeler ile bezenmiş aklınızın kalıplarını kırın ve tarihinizi bilin der gibi.

O zaman tarih, tarihimiz, talihimiz olacak, daha iyi anlayacak, daha farklı bakacağız olup bitene. Kendi kahramanlarımızı bulacağız, unuttuklarımızı hatırlayacağız...

Çat sohbet

İnternet bağlantısına sahip bir bilgisayarınız ve kameranız varsa artık ana bağlı olarak dünyanın herhangi bir köşesinden, herhangi biri ile çat diye görüntülü sohbet edebilirsiniz. Bunun için ne daha önceden birbirinizi tanımanız, ne e-posta adresini bilmeniz, ne de herhangi bir program yüklemeniz gerekli. Yapmanız gereken internet tarayıcınızdan  sitesine girmeniz, bundan sonra tek yapacağınız bir düğmeye basmak ve aradığınızı  (!) buluncaya kadar basmaya devam etmek...

Chatroulette o an sitedekileri rastlantısal olarak eşleyerek sesli veya sessiz kamera görüntülerini paylaşmalarını ve yazışmalarını sağlayan bir ortam, bir piyango, bir rulet oyunu. Ne zaman, kimle, ne ile karşılaşacağınızı bilmeden ve üzerinde "sonraki" yazan yeni kişi bulma düğmesi ile leblebi-çekirdek gibi insan harcanan, "sonrakilenmiş" (nexted) olma deyimini de beraberinde getirirken münasebetsiz görüntüler ile karşılaşmanız kesin olan,  Andrey Ternovskiy tarafından tasarlanmış site şimdiden bir internet fenomenine dönüşmüş durumda. Google'ın ağzını sulandıran, 17 yaşında, tek kişilik "dev" kadro ile hazırlanmış bir web 2.0 örneği olarak aşağıdaki yazıya da iyi bir örnek oluşturur Chatroulette.

Sizi "sonrakilerken" herzaman bu videodaki gibi şanslı olmayacağınızı da belirtmeliyim!

Fikrimin internet günü

Kırmızı olsun 5 kuruş pahalı olsun diyorsanız tam yerindesiniz

İnternetin yaygınlaşması, bilgisayarların olmayan evlere de girmesi ile yaşanan teknolojik "atılım" sayesinde e-postası olmayanı kınar, facebook hesabı olmayana kötü gözle bakar, hele ki anında mesajlaşma platformlarından birinde (yahoo, msn messenger, gtalk vs.) yeralmıyorsa görüşmez olduk. Bilişim ve teknoloji çağında buydu yapmamız gereken. Bu yolları kullanmayanla ne işimiz olabilirdi?

Peki internet altyapısını kullanarak işlerimizi geliştirmek veya yeni girişimlere imza atmak? Web 2.0 teknolojilerinin yerini yenisine, semantik web'e (anlamsal ağ) bırakmaya hazırlandığı, dünya üzerinde sermayenin yöneldiği, çok kazandıran bilişim projeleri hayat bulurken biz ne yaptık? Bahanemiz hazırdı zaten; internet bağlantısı pahalı, ülkemizin yurtdışı bant genişliği düşük, kullanıcı sayısı az, derdimiz çok, garajımız yok!

İş rakkamlarla ifade edildidiğinde haklı bir taraf göze çarpabilir. Dosya paylaşım sitesi Rapidshare'in kullandığı bant genişliğinin Türkiye'nin 3 katına yakın olduğunu hatırlıyorum. Bir şirkete kıyasla bir ülke. 2006 verilerine göre 36 Gbps (gigabit/saniye) olan bant genişliğimize karşılık, Alman menşeli Rapidshare İsviçre'de bulunan dağıtıcılarından 80 Gbps bant genişliği ile hizmet veriyordu. YouTube bu dönemde aylık 6 petabayt veri taşırken, bu 9 Gbps bant genişliğinin ay boyunca tam kapasite kullanılması ile mümkün olabiliyordu. Bir noktayı da burada hatırlatmak gerekir, adsl ile kullandığımız internet hızı megabit ile ölçülür. Gigabit megabit'in 1000 katıdır. Gerisini siz hesap edin.

Türk Telekom 2008 yılı sonunda yurtdışı çıkış hızını 184 Gbps'ye yükseltirken yıl sonu hedefi 350 Gbps'ye ulaşmaktı. Peki dünya yerinde mi durdu? Sanmıyorum! YouTube 2009 yılında kullandığı bant genişliğine günde 1 milyon Dolar ödeyerek, ayda 25 petabayt veri taşıdı. Özelleştirilerek daha iyi hizmet vermesi beklenen Oger pardon "Türk" Telekom da dünyanın en pahalı hizmetini sunarak yasaklara sırtını yasladı. Kimi internet televizyonlarının hatta Blogger'ın kendilerine rakip olmasın diye Digiturk tarafından fikri mülkiyet haklarını korumak adına bireylerin bilgilenme haklarını engelleyerek kapattırıldığı düşünülürse, yatırım gereğini ortadan kaldırarak, uyuturken, harcamadan kazanmaya devam ettirecek bu yöntem çok aşırıya kaçmış bir komplo teorisi de sayılmaz.

Olmayıversin garajın, pahalı olsun internet, şaka bir tarafa köküne kıran mı girdi fikrin? İş yapan fikir mi bahane mi? YouTube'un 1.6 milyar Dolar'a satılıp, Skype'nin 2.6 milyara el değiştirdiğini unutmayalım. Hem sınırları kaldırmadı mı bu yeni düzen, internet? Ufak bir sermaye ile hayata geçirilen fikrin gelişmesi noktasında yurtdışında barındırılması mümkün. Özgün, çözüm üreten, ilham veren yeni fikirler üretmek için çok mu paslandı beyinlerimiz? Yoksa kolayına kaçmak işimize mi geliyor? Ne de olsa hizmet üretiliyor, önüne kadar geliyor, artık reklam pastasından payını aldığı için de en kısa zamanda Türkçe olarak...

Biz bahane üretgecimizle mutlu mesut yaşarken, matbaanın coğrafyamıza geç girmesinden mütevellit açılan makas daraltılacağı yerde daha da açılıyor. Ve bu sefer daha da fazla, gigabitler hızında...

Üreten değil tüketen oldukça, hükmedilmeye de mecburuz. Sanal da olsa bu kural değişmiyor.

Çok kısa dizi: Hücre

Diziler, mini diziler gördük ama her bölümü 2 dakika olan bir dizi görmemiştik. Sitesinden izleyebileceğiniz Fox yapımı The Cell işte bu türden, sezonu bitirmek için gecenizi gündüzünüze katmanız gerekmeyen çok kısa bir macera dizisi. Acele edin! 2'nci sezon yarılandı... Dizi kesmez ise Türkçe'ye kötü çevrilmiş oyunununa sararsınız fena mı?

15 Mart 2010 Pazartesi

Kapak kızı #6

Belki kapaktan değil 16'ncı sayfadan geldi bu güzel ama o sayfaya Türkiye'nin Maxim kapağı olarak gitmişti. 

Artık milli güzelliklerimizi betimleyecek yeni ifadelerin bulunması gereğinin altını çizerek, bir klişeye imza atılıp Türk Lokumu olarak tanıtılan Simge Tertemiz, iri puntolarla "ismini söylemek dilinize kramp girmesine sebep olabilir" uyarısıyla yukarıdaki sayfa ile şimdiye kadar bir Türk evladı gördüğümü hatırlamadığım Amerikan Maxim'in Mart sayısında boy göstermekte...

Bir tarafınıza kramp girmeden, gururumuzu okşayan bu anın keyfini çıkarın.

13 Mart 2010 Cumartesi

Bloglarımızı tanıyalım

GSC ile blog dünyasına tam 2 yıl 2 ay önce giriş yapmıştık, Cuma günleri buluşarak keyfini paylaşan bir grubun saatlere sığmaz muhabbetini zaman üstü bir boyuta taşımak idi amaç... Neler yazılıp çizildiğine biz bile şaşıyoruz kimi zaman, neler neler biriktirmişiz meğer! İncir çekirdeğini doldurmayacağını, çok önem taşımadığını söyleyebilirsiniz, öyledir de belki ama seyir defteri oldu, karalama defteri, akıl defteri oldu bize bayrak gemimiz yaşam tarzı blogu Görev Seni Çağırıyor.

Yeni tanışıyorsak bile buradasınız artık, biraz kurcalar, bir iki sayfa çevirir bakarsınız, severseniz kalırsınız bizimle, mutluluğumuz olursunuz...

Blogosferde iki yeni blogumuz daha var artık; biri tasarım üstüne Daily Design Dose, namı diğer DDD, günlük tasarım dozunuzu almanız için, mimarlık, grafik, ürün ne varsa tasarım adına bu blogda, mottosu tasarım, tasarım, tasarım. Bakmayın ecnebi adına, üç D'den hap yapmak için, tekerleme tadında tasarımsal bir kaygıdan, yoksa tamamen bizdendir o da.
İkincisi Oyuna Geldik, bilgisayar oyunları üstüne, yenisi eskisi bilgisayar oyunları ve oyuncuları için bir blog, belki de bir heyezan, mottosu adında saklı! Yoksa, yoksa hepsi bir oyun muydu?

Daha yolun başındalar, onlar da dolacak, kimse için değil belki yazarları için birer kayıt olacaklar sadece ama bunun için bile değer...

12 Mart 2010 Cuma

Cuma kaçar


Cuma kaçıştır, kaçmanın yarattığı boşlukta yeni fikirlere yelken açarsınız, kaçarken düşünmediğinizi sanırsınız ama tahmininizden fazla düşünür, paylaşır, seversiniz... Cuma kaçar... Bugünün kaçışına Gorillaz müzik olur... Kaçabilenlere iyi Cumalar!

5 Mart 2010 Cuma

Cuma parçalanır



Bugünün müziği, sesi olmaya o kadar çok aday vardı ki aralarında bir seçim yapmak hayli zor oldu. Ama hepsinin sırası gelecek... Hepinize iyi Cumalar, kovalasın tavşanlar... Aman dikkat, çok tehlikeli olabilirler!

Fantastik

Fantastik bir dünya gözlerinizin önüne seriliyor. İster her bir kareye dalıp hikayesini yazın, isterseniz bilgisayar ekranınıza yerleştirip o dünyalara bir portal açın... Oradan geçerek kaybolun...

2 Mart 2010 Salı

Gerçek zombi istilası bağışlarınıza bağlı

Aşağıda uzun zaman önce (!) uzayı saran zombilerden bahsetmişken günümüzde konuyla ilgili oluşturulan fondan da bahsedelim...

İnsanları zombiye çevirerek, hayatta kalmanın tek mesele olup, çalışmak ve hangi filmi izleyeceğiz diye düşünmek zorunda kalmayacağımız ve bununla daha mutlu olacağımız ortamı yaratacak virüsü geliştirmek için gerekli 1.000.000.000 Pound'u toplamak amacıyla  kurulan fona sitesi aracılığıyla bağış yapmanız mümkün. Şu ana kadar 126 Pound gibi az bir miktar birikmiş olsa da bağış miktarları ve bağışçıların teşvik eden notları dikkate alınırsa gelecek vaad ettiği bile söylenebilir. İşlerin nasıl bir anda çığrından çıkacağı belli olmayacağından, fon sahiplerinin omzuna büyük bir "sorumluluk" yüklenmiş gözüküyor! Kapılarına dayanan bağışçıları zaptetmek, içgüdüsel hareket eden zombileri zaptetmekten tahminen daha zor olacaktır. Ben o zamana kadar size bu kitabı başucunuzdan ayırmamanızı tavsiye ederken, hazırlıklara da başlamanızı öneririm.

Belki de insanlığın sonunu hazırlayacak bir senaryonun başlangıcına tanık oluyoruz... Ve o internet bağışları ile geliyor, bana bir seçim kampanyasını hatırlattı bu... Acaba n'eydi?

"Her kim zombi tarihinden ders almadıysa
tekrarlanmasına mahkumdur"
-Anonim

Star Wars evreninde zombi istilası

Popüler kültürün vazgeçilmez unsurlarından zombiler sınır tanımaz açlıklarınını uzaya taşımış ve hatta bir yıldız destroyerini ele geçirmiştir...

Derin uzayda arızalanan, olaylardan habersiz, azılı suçlularla dolu hapishane gemisi Purge'ün ise tek umudu terk edilmiş bu destroyerdir. Bozulan parçaları için gemiye çıkan ekipten geriye sadece yarısı dönmüş ve yanlarında davetsiz bir misafiri de getirmişlerdir. Purge mürettebatına birkaç saat içinde yayılan ölümcül virüs, sağ kalanlara son numarasını da hazırlamaktadır; ruhsuz ve durdurulamaz bir şekilde ayaklanan ölüler son derece açtır...

Geçtiğimiz Ekim ayında piyasaya çıkan Death Troopers adlı bu Star Wars romanı kayıtsız kalamadığı zombiler ile türün hayranlarını bir araya getiriyor. Kapağıyla da diğer Star Wars romanlarından ne kadar farklı olduğunu ortaya koyan kitabın yayınevi açılan tanıtım videosu yarışması ile de hayranları tarafından yapılan videoları değerlendirmişti.

1 Mart 2010 Pazartesi

Klingonlar'la akrabalık bağları


Yeni Star Trek filminin virali mi dersiniz, yeni açılan Star Trek Online için mi yapıldığını düşünürsünüz bilemem ama Bad Monkey Studios yapımı bu şaşırtıcı animasyonun şifrelerini çözmek size kalıyor. Cik cik cik cik de ötüyor kuşlar tralalala...