18 Aralık 2015 Cuma

Rumi'den Cuma'ya

Coleman Barks çevirisi ile Rumi...

Ben o kadar küçüğüm ki zar zor görülüyorum,
Ya o zaman böylesine büyük sonsuz bir aşk içime nasıl sığabildi?

Dönüş!


Bu bir gezi yazısı... Aslında bir gezi yazısıydı.

Bir seyahat sırasında, içinde tarihi bir binanın da bulunduğu, yeşillikler içerisindeki bir yamaca vuran güneşi yakalama çabasıyla çekilmiş bu fotografa baktıkça aklına gelenleri yazıya dökme isteğiydi.

Yine bir başka seyahat esnasında dümdüz edildiğini görene kadar yazılamadı hakkındaki o güzel yazı. "İyi bilirdik" demekten başka bir söz kalmamıştı.

Yıllarca bilgisayarın bir köşesinde durup, hakkında bir kaç kelam edilmeyi bekliyordu yukarıdaki fotograf ya da Nevşehir'in Kale bölgesindeki bu yeşillikler içerisinde, kavak ağaçlarıyla süslü yerleşim yeri. Sırtını hafif eğimli  bir tepeciğe dayamış, ayaklarını uzatmış Nevşehir Kalesi'ne bakıyordu.



Önceleri kimler yaşardı bilinmez ama onlar gideli çok olmuş, sonra yeni sahipleri gelmiş, kemerli, cumbalı, sütunlu evler gitmiş, bir dönüşüm yaşanmış ve yeni hayatlar arasında, eskisi gibi olmasa da, tekrar yeşermiş. Orta yerde duran Meryem Ana Kilisesi ise, tabakta kalan son lokma pasta gibi, dokunulmazlığını hep korumuş, heybetinden hiçbir şey kaybetmeden varlığını devam ettirmeyi başarabilmiş.

Ve günümüz vebası kentsel dönüşüme uğramış... Dönüşüm denince ürperiveriyor insan, Anadolu'nun farklı köşelerine yöre, konum, kültür demeden aynı binaların dikildiğini görünce, burası için de sonun farklı olmayacağını biliyor.

Bu noktada ister istemez insanın aklına şu sorular geliyor; hangi ara böyle olduk biz, hangi ara dilimizden düşüremediğimiz tarihimizden bu kadar çabuk vazgeçer olduk? Ne zaman bu yıkıp yok etme kültürüne biat etmeye başladık.

Restore etmeyi, olduğu gibi korumayı hiç düşünmeden, belki serde yatan egolarımızla, biz daha iyi biliriz, daha iyisini yaparız düşüncesiyle eski olanı hor görerek, yeni olana "yaşasın yeni kral" muamelesi yaparak tarihimizi, geçmişimizi, en önemlisi de anılarımızı elimizin tersiyle iter olduk.

Örnekleri saymakla bitmez ama Viyana'daki 200 küsür yıllık Demel Pastahanesi'ni anlata anlata bitiremezken, İnci'ye sahip çıkamadık, "hala ilk kurulduğu günkü gibi" diyerek ayıla bayıla anlatırken bir çok yurtdışı gezimizi, konu kendi köyümüz, kentimiz, evimiz olduğunda yıkılıp da yapılması için en önde bayrak taşır olduk. Çok uzağa gitmeye gerek yok aslında, elin oğlu 500 yıl öncesini eline kamerasını alıp, sokağa çıkıp çekebilirken, biz 30 yıl öncesine ait bir hikayeyi beyaz perdeye yansıtmak için stüdyolar, setler kurmak zorunda kaldık.

Viyana kapılarından döndüğümüzden beri bahanelerin arkasına sığınmak, yakınmak ve söylenmek alışkanlığımız oldu, alışkanlıktan da öte kültürümüz oldu artık. Bu konuda da söylenecek çok şey, sorulacak çok sorumuz var maalesef ama artık cevapları bulma vaktimiz geldi de geçiyor ve sanırım inşaat sektörüne, yöneticilere ya da muktedire söylenmeden önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerek.

Belki de kendimize şu soruyu sorarak başlayabiliriz. Bizler anılarımızı ne kadar seviyoruz? Anılarımız olmasa ne olurdu ya da olmasaydı da olur muyduk?

(Yıkımlar esnasında dünyanın en büyüğü olduğu söylenen 7 kilometrelik bir yeraltı kentinin de ortaya çıktığını ve nedense 1. değil de anca 3. dereceden sit alanı olabildiğini de belirtmekte fayda var)

Yöre ile ilgili daha fazla bilgiye bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

14 Aralık 2015 Pazartesi

195 Amerikan Doları'na Topaç olur mu?

Para kazandıran işlere konsantre olmak yerine pop kültürün çeşitli sitelerini arşınlarken gururlu bir şekilde Toronto, Kanada'da üretilmiş ilginç bir fetiş ürünü ile karşılaştım.

Foreverspin, Kanada'nın karlı bağrından dünyanın en iyi topaçlarını yapmak iddiasıyla çıkmış bir firma. 13 farklı endüstriyel metalden, en son teknoloji CNC tornalarda itinayla üretilmiş hassas topaçlar üretiyorlar. Adamların işi fırıldak şeyler. Seri numarası ve ömürboyu garantisi olan bu topaçların en ucuzu 34, en pahalısı 195 dolar. Çeşitli aksesuarları ile beraber satılan setlerin en büyüğü ise 885 dolar. Firmanın Kanadalı olduğuna kanmayın fiyatlar malesef Amerikan Doları cinsinden.

Masa üzerinde aksesuar olarak metal objelerin durması hoş birşey olabiliyor. Metalin ağırlığı, soğukluğu ve masanızın karşısına geçip saçmalayan birisinin kafasına fırlatabilme fırsatının her an el altında olması (taş yok mu taş...) keyif verici şeyler.

Bununla beraber bu tarz aksesuarların, üretim hattında (benim tarafımdan) hatalı programlamadan ötürü mükemmel ama gerçek ölçüsünün yarısı boyunda "clevis", üniversitedeki atölye dersinde imal edilmiş hatıra paraları veya bir fuardaki Bulgar dökümcüden araklanmış, işlenmemiş haldeki AK-47 arpacığı olması olaya farklı bir kıymet katıyor.

Masa üzerindeki objelerin "abi bunların takımına 885 dolar verdim" ötesinde bir hikayesinin olmaması benim çok anlayabildiğim bir varoluş hali değil.

Not: Profesyonel hayatımda tungsten ağır alaşımdan parçalar tasarlamış birisi olarak söyleyebilirim ki 195 dolarlık tungsten topaçın içinde 10 - 15 dolar malzeme var. 10 kişi toplayın yaptırayım göndereyim.

7 Aralık 2015 Pazartesi

Küreselleşme ve Empati - Gülmek zor geliyor, sen ağlarken!



Empati; başkasının duygularını anlamak, daha doğrusu "anlayabilmek" ve uygun bir şekilde tepki verebilmek... 

Kendiniz dışında insanların dünyasına girip, onların gözüyle baktığınız zaman, o insanların davranışlarını anlamanız kolaylaşır. İnsan davranışlarındaki çeşitliliği daha iyi anlayabilmek için tutumları ve sözleri o insanların içinde bulunduğu ortama, doğal şartlara göre yorumlayabilmemiz gerekir. Burada birebir aynı hislerden ziyade davranışları hiçbir önyargı olmadan, kişilerin zihinlerine ve duygularına hayali bir katılımcı olmaktan bahsedebiliriz. 

Küreselleşme üzerine sayısız olumlu ya da olumsuz makale var, benim burada küreselleşmeyle kastettiğim ise dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen sosyal, siyasal veya ekonomik bir olayın yakın ya da uzaktaki başka yerlerde de kendisini hissettirmesidir. 

2000’lerin başından itibaren çevre facialarının ardından (Tsunami – 2004, Haiti Depremi 2010, Fukushima -2011...) küresel bir dayanışma olgusu ortaya çıktı. Tüm Dünya endişe içerisinde ve aynı zamanda yüksek düzeyde bir dayanışma arzusundaydı. Çevre faciaları kollektif bir dram, herkesi etkilemekte. Bu facialardan doğrudan etkilenen insanlarla özdeşleşmemizin, onların acılarını sahiplenmemizin nedeni biyosferin – dünyada canlıların yaşadığı, canlı yüzey de denilen 16-20 km kalınlığındakı tabaka – başına gelenlerin bizi de etkileyeceğini bilmemiz. İletişim şebekeleri ve ağları hepimizi birbirine bağlayan bir "küresel köy" yaratmakta, biyosferin sinir sistemini uyarmaktadır ve milyonlarca insan bunun sonucunda anında tepki gösteriyor. Birbirinin dilini bilmeyen, birbirini hiç görmemiş insanların dayanışmasına katkı gösteriyor bu ağlar. İşte burada empatinin sosyal ağların aracılığıyla yaygınlaşmakta olduğunu görüyoruz.

Aynı olgu Irak, Libya, Tunus, Suriye ve daha nice ülkede yaşananları gördüğümüzde neden aynı etkiyi yaratmıyor? Dünyada otizmden ve Asperger sendromundan – sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren rahatsızlıklar – etkilenen insanların diğer insanlara oranının %1 civarında olduğunu varsayarsak, bu empati yoksunluğunu hangi sebeplere bağlayabiliriz? Neden küresel bir şizoid kişilik bozukluğu içerisindeyiz?

Çevre faciaları bizi ortak bir paydada toplarken, birbirimizle ilişkilerimizde aynı durumun oluşamaması belki de insanlar arasında gelişen olaylara tarafsız bakamamamız yüzünden olabilir. Yazının başında da belirttiğim gibi insan davranışlarını o insanların içinde bulunduğu ortama göre ve de özellikle hiçbir önyargı olmadan değerlendirmek gerekir. Bize öğretilen herşey – özellikle tarih, coğrafya ve din – yaşadığımız ülkelere ve bu ülkelerin yorumuna bağlı olması nedeniyle beklentilerimiz, algılarımız da bakış açılarımızı değiştiriyor. Belki de tarafsız kalamamamızın nedenlerinden biri budur.

Dikkat çekmek istediğim bir başka nokta daha var; o da duyarlılık ve insan bilinci geliştikçe daha karmaşık toplumlar, buna bağlı olarak da yeni iletişim mekanizmaları oluşmakta fakat bu yoğun bir enerji tüketimine ve kaynakların hızla tüketilmesine sebep olmakta. Giderek artan empatik farkındalık Dünya’nın kaynaklarının daha fazla ve vahşice tüketimi sonucu mümkünleşmistir. Afrika’da yaşanan insan hakları ihlalleri bunun en güzel (!) örneğidir; Demokratik Kongo Cumhuriyeti - koltan, kalay ve volframit madenleri... Bir ironinin tüm özellikleri karşımızda bulunuyor. Bir yanda yeni teknolojilerin yardımıyla ortaya çıkan küresel bir dayanışma, öbür tarafta ise bu teknolojilerde kullanılan madenlerin gelişmiş ülkeler tarafından sömürülmesi ve hepimizin bunu görmezlikten gelmesi...

13 Kasım 2015 Cuma

Görev Seni Çağırıyor: Pacific Theatre


Memleketin gittikçe çirkin haller aldığı son günlerde, bir süre önce bu gidişattan kıllanarak yaptığımız bir planı harekete geçirdik ve uzun adamdan mümkün olduğunca uzak bir yere hicret ettik.

Sonuçta Avustralya uzak olsa bile yabancı bir memleket sayılmaz, onların dedeleri de bizim çocuklarımız. Milletler arası bu özel ilişkiden faydalanarak GSC'nin Asya Pasifik şubesini açabildik. Jet lag, hiç korna sesi olmayışı, düzgün kaldırımlar vb. gibi garipliklere alışabilmemiz 45 gün kadar aldı ama bir düzen tutturmaya başladık.

Güncel faaliyetlerimizi buradan izleyebilirsiniz.

Pasifik cephesinde bir numara yok!

Meta Stable over and out...

11 Kasım 2015 Çarşamba

Oynadıklarımı izlerken izleyin beni

Başlık size biraz karışık gelebilir ama konu tam da böyle özetlenebilir.

Shia Labeouf yer aldığı tüm filmleri sonuncudan ilkine doğru kronolojik sırayla izlemeye karar vermiş. 10 Kasım'da başlayan bu performansında, o filmlerini seyrederken siz de onu bu adresten canlı olarak seyredebiliyorsunuz. Daha da güzeli, ücretsiz bir şekilde, gidip Labeouf'la omuz omuza film izlemek de mümkün bu etkinlikte.


Şu anda hangi filme geldi sıra bilmiyoruz ama sıkılmış ve uykulu gözlerle izliyor oluşundan film Transformers olsa gerek diye düşünmeden edemiyor insan, zira biz de aynı bu ruh halinde izlemiştik o filmi!

16 Eylül 2015 Çarşamba

Yazıyla yediyüzyetmişbeş

4 Mayıs 1945 tarihinde çekilmiş olan bu güleç yüzlerle dolu fotograf karesindeki hanımefendiler Ruslar'ın özel görevler için yetiştirmiş olduğu 3. Şok Ordusu'nun mensupları. Savaşın sonuna doğru insan gücü gerektikçe orduya alınan bu kadınlar Rus Ordusu'nda 2000 civarında olduğu düşünülen, savaş boyunca resmi 12.000 ölümün altında tutulmuş nefesleri bulunan kadın keskin nişancıların sadece 12'si. 

İsimlerini, cinsiyetlerini, savaşa rağmen gülen yüzlerini bir kenara koyacak olursak onlar sadece asker ve onlar sadece keskin nişancı. Onları bu karede toplayan ise fotograf karesinin arkasında kalan ve kayıtlara geçmiş olan 775 ölü.

Fotografın en dikkat çeken noktası her ne kadar yıkanmış, fön çekilmiş saçlar ve gülen yüzler olsa da aslında tüfeklere dokunan, belki de yıllarca hiç krem yüzü görmemiş ama hiç de titrememiş olan parmaklar bu kareyi ölümsüz yapan. 


Ölümsüzlük demişken bu başlık altında Lyudmila Pavlichenko'yu da anmadan geçmemek gerek. 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Deng Thiak Adut

Üniversitesinin kurumsal kimliğini değiştirmesinin ardından yaptığı tanıtım filmleri sayesinde kendisinden haberdar olduğumuz Deng Thiak Adut, altı yaşında ailesinden koparılıp Sudan'da çocuk savaşçı olmaya zorlanmış biri. Oniki yaşında sırtından yaralanıyor ve kader dedikleri bu olsa gerek bu sayede özgürlüğüne kavuşuyor.

Hayatının ikinci yarısına ise aşağıdaki videoda da izleyeceğiniz üzere Avustralya'da devam ediyor. Adut'un yaşamının birbuçuk dakikalık bu kısa özeti bir yandan da medeniyetin beşiği olarak görülen bu topraklardan batı dünyasına doğru akan göçmen dalgasının da özeti gibi aslında...


5 Ağustos 2015 Çarşamba

Kurşunlar ve notalar

Bir müzisyen ve keskin nişancının savaşını anlatan bu güzel hikayeyi bir de Jack Leroy Tueller'in ağzından dinlemek isterseniz sizi buraya alalım. 

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Cuma'ya müzik



Cuma akşamları muhabbete toplanan, bilgisayar oyunu oynayan, değişik mesleklerden bir avuç görev adamıydık...

Önceleri oyun öncesi yediğimiz yemekler, sohbetlerin tadı damağımızda kaldıkça, yemek sonrası bir kaç harita oynadığımız oyunlara evrildi. Üç, beş kişi derken masalara sığmaz olduk, Dunia'lar bizim oldu.

Daha sonra bağlantılarımız hızlandı, bilgisayarlarımız güçlendi, evden oynar olduk. Belki biz büyüdük. Kim bilir? Belki de hayatlar küçüldü.  

Belki bir Easy Bölüğü değildik ama takımdık.

Şimdilerde ise, her nerede yaşıyor ya da yaşatılıyorsak, Cumalar'dan geriye bir müziğimiz kaldı. Film biter, müzik devam eder der gibi...

23 Temmuz 2015 Perşembe

2 Temmuz 2015 Perşembe

8 bit spoyler

Merakla beklenen finali sonrası, sanal dünyada yapılan yorumlar sonucu izlemeyenler ile yorum yapanların meydan muharabesine şahit olduğumuz için önden bu uyarıyı yapmak doğru olacaktır. 8 bit de olsa ağır spoyler içerir. 

19 Haziran 2015 Cuma

Cuma'ya müzik

Daha önce farklı kliplerine* yer verdiğimiz ve uzun zamandır da ortalıkta gözükmeyen Romain Gavras karşımıza bu sefer yapımcısı olduğu bir kliple çıkıyor.

M.I.A ve Gener8tion (Surkin) ortak yapımı şarkının klip çekimleri Çin'in en büyük kung fu okulunda gerçekleştirilmiş ve klipte 36.000 öğrenci yer almış.

Figüran bu kadar bol olunca ve Çin'deki işgücü maliyetlerini düşününce, okula ya da çocuklara ne kadar ödendi acaba diye düşünmeden edemiyor insan. 





17 Haziran 2015 Çarşamba

Tesseract'ta gerçekte neler oldu?

Interstellar'ın kahramanı Cooper'ın kızı Murph'e mesaj iletmeye çalıştığı o bitmek bilmeyen ve nefessiz bırakan sahnenin kamera arkası aslında hiç de tahmin ettiğimiz gibi değilmiş. 

Meğer bu sahne "eskiden CGI mı varmış?" dedirtircesine koskoca bir sette çekilmiş.


12 Haziran 2015 Cuma

Başka bir Canada


4000 yılı aşkın tarihiyle Arzava Krallığı'ndan, Bizans'a medeniyetlerin beşiği olmuş, Isparta'nın, Eğirdir Gölü'nde, Atatürk'ün Eğirdir'i ziyaretinde 1933'te belediye encümeni kararıyla kendisine armağan edilen, 7 dönümlük bir ada, Can Ada...




26 Mayıs 2015 Salı

Ulusun gururu


Inglorious Basterds filminin sinema sahnelerinde perdede gördüğümüz fakat tam olarak izleyemediğimiz; İtalyan cephesinde bir çan kulesinde kıstırılıp, Amerikan askerlerine 3 gün boyunca direnerek, yüzlerce kayıp verdirerek pes ettiren keskin nişancı Er Fredrick Zoller'in hikayesini anlatarak dönemin Alman propaganda filmlerini tiye alan "Stolz der Nation - Ulusun Gururu" filmin de oyuncusu Eli Roth tarafından yönetilmiş, Zoller'i pek sevdiğimiz Daniel Brühl canlandırmıştı. İzliyoruz...

14 Mayıs 2015 Perşembe

Bira ve viski kültürü üzerine


Envayi çeşit içki arasından çeşitli şartlarda, çeşitli amaçlarla içiyoruz ve çoğu zaman nasıl içilir nasıl üretilmiştir pek düşünmüyoruz. Ben de böyleydim ve son bir senedir içtiğim şeyleri biraz irdeler oldum, içmek iki tane Tuborg alıp içmekten öteye ve zevkli bir hale geldi.

Ben bira ve viski tatmaya gayret eden, bu işi öğrenmeye çalışan bir tüketiciyim. Yine bira ve viski konusunda pek çok deneyimime vesile olan ve pek çok bilgi almamı sağlayan bazı kaynakları paylaşmak, onlar hakkında dilim döndüğünce bir şeyler yazayım dedim.


16 adet farklı ev yapımı birası olan sevgi ve bilgi dolu güzel insanlar. 16. biraları hakkındaki yazıya buradan ulaşabilirsiniz. İlk keşfettiğim Bira Atölyesi olmuştu ayrıca instagram hesapları da çok renkli ve güzeldir.

Meleklerin Payı: http://www.meleklerinpayi.com

Beni White Horse ile tanıştırıp çok mutlu eden güzel insan. Onu kendi blogundaki açıklaması ile anlatmak istiyorum: "İçki içmeye başladığım ilk günlerden beri viski severim. Daha üniversitede toy bir gençken bile (!) "Blöfçünün Viski Rehberi" kitabını okuyup (önemli bölümlerini sohbetlerde kullanmak üzere ezberleyerek) viski sevmeyen ve/veya pek bilgisi olmayan arkadaşlarıma ukalalık etmeye başlamıştım bile."

Bahsi geçen White Horse hakkındaki yazı için buraya...

Keyif Adamı: http://keyifadami.net

Kendi tabiri ile: "Özetle tadımcı :) Keyif alınabilecek şeyleri tadıp sevdiğini yazar". Diğer tüm arkadaşlar gibi iletişim canlısı sevdiğiniz bir bira hakkında yorumlarını esirgemez. Ayrıca blogundaki dostlar bölümüne kesinlikle göz atınız, ben de yeni fark ettim.

Son olarak ilk 5 biramı paylaşmak istiyorum:
  1. Kwak (Belçika)
  2. Leffe Blonde (Belçika)
  3. Weihenstephan (Almanya)
  4. Guinness (İrlanda)
  5. TapsKölsch (Türkiye) - Kölsch'ü kıymetini bilmeden bir kere içmiştim ayrıca Gara Guzu'larımızı da ekleyebilirim

Rind ise bu güzel içkileri temin edebildiğimiz güzide mekan.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

7 Mayıs 2015 Perşembe

Toy Soldiers


CNN balkondan canlı yayına geçtiği zaman savaşın başladığını anladığımız, elde çekirdek, Youtube başında 4 dakikaya kadar düşmüş sabrımızla ileri alarak izlediğimiz savaşların çağına yakışır bir çalışma Toy Soldiers.

Simon Brann Thorpe tarafından gerçekleştirilen projede, Batı Sahra'daki Fas egemenliğine karşı mücadele veren Polisario birliklerine ait askerlere yer verilmiş ve savaşı ne kadar içselleştirdiğimiz vurgulanırken, insanoğlunun geldiği noktayı tekrar gözden geçirmesi amaçlanmış. 

Her ne kadar 1991'de Polisario tarafından tek taraflı bir ateşkes ilan edilmiş olsa da, çekimler çatışmaların olduğu topraklarda gerçekleştirilmiş.

21 Nisan 2015 Salı

Karbon kopya

175 yıldır ecnebinin teknolojisini alıp durmuşuz, müziğini almışız çok mu? Zaten topu topu 7 nota! Ne kadar farklı dizebiliriz ki?



17 Nisan 2015 Cuma

Sundays

Hollandalı yönetmen Mischa Rozema'nın Kickstarter ile 50.000 Dolar toplayarak Meksiko'da çektiği kısa metraj Sundays haklarını Warner Bros'un alması ile yoluna bir uzun metraj olmak için devam ediyor... Bir distopya filmi yönetmenine ütopya yaşatacak gibi görünüyor...

10 Nisan 2015 Cuma

Cuma'ya müzik

Magnus Renfors'un kısa filmi One, Ane Brun parçalarını 4'ü 1 yerde sunarken bir hayatı gözlerinizin önünden karnaval havasında geçiriyor...

26 Mart 2015 Perşembe

TIE fighter


Paul Johnson'ın 4 yılının haftasonlarına mal olan, Zakir Rahman'ın gitar sololar ile eşlik ettiği 7 buçuk dakikalık anime Star Wars kısa metraj filmi; imparatorluk perspektifinden bir hava savaşını yansıtıyor...

17 Mart 2015 Salı

Dünya bira tüketim haritası

Vinepair tarafından yayınlanan, ülkelere göre en çok tüketilen biralar haritasında İrlanda ve Guinness beni hiç şaşırtmadı. Haritayı tam boyda görmek için buraya tıklayınız.


Ülkemizde tabii ki Efes listenin başında, ben ne kadar Bomonti Filtresiz sever bir insan olsam da Bomonti'nin Efes markası olması beni de bir Efes içer yapıyor. Bira denemeye çalışan biraları öğrenmeye gayret eden birisi olarak Belçika denilince aklıma Kwak içen insanlar geliyordu. Jupiler de bir süredir gözüme batan biralar arasında, yazıyı yazdıktan sonra dün koşa koşa Kadıköy Rind'e gittim fakat ithalatı yok! Tahmin ettiğim gibi.

Komşumuza baktığımızda Mythos'un başı çekmesi çok doğru, Mythos gibi güzel bir pilsner'leri varken günlük tüketim için yabancı bir pilsnere ihtiyaçları yok.

Heineken bardağının içinde aslında Mythos var, ardında da güzelim Milos manzarası. Gel de içme...



4 Mart 2015 Çarşamba

War Thunder ve Sabaton: Soviet Wrath

Sabaton'un şarkılarını dinleyip ilgimi çekmemesinden sonra Enyrian adlı YouTube kullanıcısı tarafından hazırlanmış ve War Thunder resmi YouTube kanalının fan videoları listesine eklenmiş videoya denk gelmem ile hem Sabaton'a hem de War Thunder'ın tank moduna içim daha da bi' ısındı.

Üzerine Fury'i de izlerseniz War Thunder premium hesabı bile alabilirsiniz!


* Videoyu izlemeden önce Sabaton'un herhangi bir şarkısını dinlemenizi ve üstüne Panzerkampf parçasını öneriyorum. 

20 Şubat 2015 Cuma

Yüksek şatodaki adam


Philip K. Dick'in 1962 tarihli, Hugo ödüllü "the Man in the High Castle" bilim kurgu romanından aynı isimle Amazon tarafından uyarlanan, yapımcıları arasında Ridley Scott'un bulunduğu televizyon dizisi yayınlanan pilot bölümüyle her ne kadar iyi eleştiriler almasa da kitabı ve bu distopyayı tekrar hatırlatıyor.


1992'de Robert Harris'in yazdığı, 1994'te çekilen televizyon filminde başrolünü Rutger Hauer'in oynadığı Fatherland'te de 2. Dünya Savaşı'ndan galip çıkan Almanya konu edilmiş, K. Dick'in kitabındaki gibi dünyaya, hatta uzay kolonilerine yayılmadan Avrupa genelinde büyüyen (!) Almanya'nın Amerika ilişkileri ile ilgili işlenen siyasi bir cinayet üzerinden hikaye kurgulanmıştı.

Burada Polonyalı yazar ve tarihçi Piotr Zychowics'in 2012'de yayınlanan Pact Ribbentrop - Beck adlı kurgu tarih kitabından da bahsedebiliriz; kitapta Almanya ile beraber Rusya'ya giren ve sonra Almanya'yı da arkadan vurarak büyük bir güç olan Polonya'nın hikayesi anlatılır. Pek düşünülmeyen ve kayda değer bir kırılma noktası...

Bu kitaplar her ne kadar dünyayı istila etmeye, sömürmeye, postalları altında ezmeye çalışan Nazi Almanyası üzerinden gelecek distopyaları kurgulasalar da, o kötüyü yenip dünyanın kurtarıcısı olanların da indirme birlikleri, kamera gözetleme, dinleme sistemleri, toplama kampları, ev baskınları, uçan karakolları, havadan ölüm yağdıran robotları ile bir ütopya düşüncesi yaratmadığı ortada!

18 Şubat 2015 Çarşamba

Mars 100'lüsü

İnsanlık tarihi fedakarlıkları yazar, hikayelerini anlatır, ağıtlarını yakar, o yüreği büyük insanları kahramanlıkları ile benliğimize kazır. İsimleri unutur, belki hiç bilmez ama yaptıklarını hatırlarız.

Çernobil'den Fukuşima'ya sızıntıyı önlemek, reaktörü soğutmak için sonunu bile bile görevinin başında olanlardan, Muş'tan Mars'a dönüşü olmayan bir yola çıkmış herkes insanlığın, insan olmanın onuruyla yaşarlar...

Fakat bu sefer görev gönüllülerini reklam filmi prodüksiyonları, 3B canlandırmalar, güzel yüzler ve tematik müzik eşliğinde seçiyor, proje BBG evi ile destekleniyor!

Hope for marines

Bu fotograflar insanın zihninde, Abdülhamit'in önünde iki büklüm olmuş ve "Efendim Ruslar Karadeniz'de cirit atıyor, hazine tamtakır, donanma deseniz Haliç'te çürümekte" diyen bir yaveri canlandırıyor.

Abdülhamit donanmadan korkuyordu, korkmuyordu, dönem demir yolları dönemiydi, o yüzden donanmaya kaynak ayrılmadı tartışmaları bir kenara, tarih tekerrürden ibarettir sözünü haklı çıkarıyorlar adeta. Değişmeyen tek şey Ruslar; ama artık Karadeniz'de değil Meksika Körfezi'nde cirit atıyorlar. Dünyanın ağırlık merkezi Asya'ya doğru kayıyor, Obama ekonomik krizden kurtulmaya çalışıyor ve uçak gemileri eskisi kadar dünya sularında gezemiyor.

Şahin kanattan gelen başkanlar gibi savaşa giden denizcileri selamlayamıyor ama neyse ki, Putin'li karikatürlere sıkça konu olan Obama'nın elinde Abdülhamit'te olmayan bir pazarlama ve makyajlama sektörü var. Ne de olsa spor toplumların afyonu günümüzde!

İnsan şimdi anlıyor savaş gemilerinin neden 3 futbol ya da 5 basketbol sahası büyüklüğünde diye tanımlandıklarını...

2011 Veteranlar Günü kutlamalarından...
Getty Images / Ezra Shaw - Harry How, Reuters / Mike Blake

12 Şubat 2015 Perşembe

Killcam kameraman

Call of Duty oyunu 2. Dünya Savaşı'ndan çıktığı yola modernize olarak ve gitgide Unreal Tournament'e benzeyerek devam ederek kimi sevenini üzse de; yerinde duramayan, durağan oyunu beğenmeyen günümüz zıpırları için çok oyunculu çevrimiçi oyunlardan türünde en iyilerden biri.

Ve şimdi yeni indirilebilir içeriği Havoc'un tanıtımı için hazırlanan reklam ile "killcam" kameramanı Randall Higgins ile tanışıyoruz, savaş kameramanlığı zor iş!

11 Şubat 2015 Çarşamba

Half Life 3'ü beklemek

Radikal sol Syriza Partisi'nin seçimleri kazanıp Yunan hükümetinin başına geçmesiyle maliye bakanlığına getirilen "kazara ekonomist" Yanis Varoufakis'e aklıma gelen ilk soru, danışmanlık yaptığı Valve'ın dört gözle beklediğimiz devam oyunu Half Life 3'ü neden hala çıkaramadığı olurdu.

Biz de böyle radikaliz işte... Bekliyoruz, Gordon Freeman bekliyor!

Dinozor


Google internetin yokluğunu dinozor devri olarak gördüğünden olsa gerek Chrome web tarayıcısına bir paskalya yumurtası yerleştirmiş.

İnternetiniz herhangi bir sebepten kesik olduğunda ekranda beliren mesaj sırasında boşluk tuşuna bastığınızda sağa doğru koşmaya başlayan dinozoru önüne gelen kaktüsleri boşluk tuşuyla zıplatıp geçerek ilerleyeceğiniz bir oyuna dönüşüyor...


Ve siz de sorun çözülene kadar oyalanıyorsunuz!


10 Şubat 2015 Salı

Kayıp parça

Sean Gordon Murphy'nin çizgisiyle filmin anlattığı bölümün öncesine gidiyor ve Lazarus görevi sırasında Dr. Mann'ın gezegeninde neler olduğunu görüyoruz...

6 Şubat 2015 Cuma

Öfkeli insanların şarkısı



Duyuyor musun söylenen şarkıyı?
Öfkeli insanların şarkısını?
Bir daha köle olmayacak...
...insanların müziği bu.
Yürek atışının ritmi...
...anımsattığında davul seslerini.
Başlayacak yeni bir hayat.
Yarın olduğunda.
Katılacak mısın savaşımıza?
Kim duracak dimdik yanımda?
Barikatın ötesinde...
...bekliyor mu o arzuladığın dünya?
O zaman katıl savaşımıza.
İmkan sunacak özgür olmana.
Duyuyor musun söylenen şarkıyı?
Öfkeli insanların şarkısını?
Bir daha köle olmayacak...
...insanların müziği bu.
Yürek atışının ritmi...
...anımsattığında davul seslerini.
Başlayacak yeni bir hayat.
Yarın olduğunda.
Her şeyini verecek misin?
Ver ki bayrağımız yükselsin.
Kimi ölecek, kimi yaşayacak.
Direnip şansını deneyecek misin?
Şehitlerin kanları,
sulayacak Fransa'nın Çayırlarını.
Duyuyor musun söylenen şarkıyı?
Öfkeli insanların şarkısını?
Bir daha köle olmayacak...
...insanların müziği bu.
Yürek atışının ritmi...
...anımsattığında davul seslerini.
Yeni bir hayat başlayacak.
Yarın olduğunda.

Night Witches


Üstünden seneler geçmiş olsa bile her gün insan 2. Dünya Savaşı hakkında yeni bir epik detay öğrenebiliyor. Almanları durdurabilmek için dünyanın dört yanında herkesin nasıl bir çabaya girmesi gerekmiş olduğunu daha iyi kavrıyor.

Amerikan filmleri ile büyümüş birisi olarak doğu cephesinde Sovyetler'in savaş hikayelerini daha yeni yeni öğrenmeye, tüm savaşın içerisinde doğu cephesinin önemini yeni kavramaya başladım. Bu hafta öğrendiğim doğu cephesi hikayesi ise 558'nci Gece Bombardıman Alayı'nın hikayesi.

Stalin'in 99 numaralı emri ile Haziran 1942'de 4'ncü Ordu'ya bağlı olarak kurulan, pilot ve teknisyenleri ile tamamen kadınlardan oluşan bu alay, 1'nci savaştan kalan kanvas çift kanatlı uçaklarıyla savaş boyunca Alman mevzilerine 23 bin sorti yapmışlar ve Almanlar tarafından "Nacht Hexen" olarak isimlendirilmişler.

Uçaklarının yavaşlığını kendilerinden çok daha üstün Bf109'lara karşı bir avantaja çeviren bu kızlar, savaş boyunca 30 şehit vermiş. Ne yakık ki Hollywood prodüktörlerinin Nazi ilerleyişini durdurmayayı başaran ilk kuvvetin bir grup Sovyet genç kız olduğu hikayesini anlatmaya cesaret edememesinden dolayı şimdilik hikayeleri çok anlatılmamış. Umarım bu durum değişir...



Göğe yükselen ruhlar

15 Ocak 2015 Perşembe

Bilgi mühimmattır

Kanadalı reklam ajansı Juniper Park tarafından basın özgürlüğüne dikkat çekmek amacıyla CJFE için hazırlanan bilgi mühimmattır kampanyası...


Kampanyaya destek olmak ve daha geniş kitlelere sesini duyurmak isteyen basın mensupları da kendi mühmmatlarını oluşturmuşlar.