Bir Film ile Zihnin İçinde Gezmek

Filmin izleme tadını kaçırmamak için izlemeden önce okumanız tavsiye edilmez.



Bazı filmler vardır, izlerken kendinizi “burada gerçekten ne oluyor?” diye sorgulamaya başlarsınız. I’m Thinking of Ending Things tam olarak bu kategoriye düşüyor: hem rahatsız edici hem merak uyandırıcı, hem de sinema salonundan çıktıktan sonra bile zihninizi kurcalayan türden olurdu Netflix yapımı olmasaydı ve bir sinemadan çıkabilseydiniz, ama bu zihinden çıkış yok...


Bu film bir yol hikâyesi gibi açılıyor: çiftimiz karlar altındaki bir yolda ilerliyor, gergin bir sohbet, pencereden sarkan zamanı eğip büken bir sessizlik… Ama kısa süre içinde şunu fark ediyorsunuz: Bu yolculuk dışarıya değil, içeriye, bir zihnin karanlık odalarına doğru gidiyor.


Film boyunca durmadan yağan kar, sadece atmosferi ağırlaştıran bir arka plan değil; Jake’in iç dünyasını sahnenin merkezine taşıyan bir metafor. Kar, zamanı durdurur. Filmde de Jake’in hayatının yıllardır ilerlemeyen, duygusal olarak donmuş bir hâlini temsil eder. Arabada geçen uzun sahnelerin kar fırtınası altında olması, karakterlerin aslında Jake’in zihninden çıkamıyor oluşunu hissettirir.


Kar aynı zamanda dış dünyayla bağın kesildiği bir yalıtım yaratır. O sessizlik, o ağır beyazlık… Hepsi Jake’in yalnızlığının fiziksel karşılığı. Bembeyaz boşluk ise Jake’in zihnindeki bulanık, üst üste binmiş, netleşmeyen anıları andırır. Genç kadının kimliğinin sürekli değişmesi, karın bu “her şeyi örten” doğasına tam olarak denk düşer. Finale yaklaştıkça karın daha yoğun hâle gelmesi de boşuna değil; bu, Jake’in zihinsel kapanışının, sessiz bir vedanın işareti. Dünyanın üzerini yavaşça örten kar, Jake’in içsel sonunu mühürlüyor.




Filme en güçlü alt metin önerisi, hikâyenin büyük kısmının Jake’in kendi zihninde geçtiği yönünde. Genç kadın karakterin ismi sürekli değişiyor, mesleği değişiyor, hatta fiziksel özellikleri bile yer yer farklılaşıyor. Neden? Çünkü bu “genç kadın” aslında tek bir kişi değil; Jake’in hayatı boyunca kurmaya cesaret edemediği ilişkilerin bir toplamı. Bu nedenle film boyunca onun ağzından duyduğumuz “Bitirmeyi düşünüyorum” cümlesi aslında Jake’in kendisiyle konuşması, kendi hayal ettiği ilişkiyi bile sürdüremeyişi...


Eve geldiğimizde zaman tamamen çözülüyor. Annesi bir sahnede genç, bir sahnede yaşlı, sonra birden hasta… Baba deseniz aynı şekilde değişken. Bu parçalanmışlık, Jake’in geçmişini bir film şeridi gibi hızlıca ileri–geri sarması gibi. Suçluluk, keşke’ler, pişmanlıklar… Ebeveynler bu duygular üzerinde oynayan sembollere dönüşüyor.


Film romantik bir ilişkiyi değil, romantik ilişkinin hayalini anlatıyor. Yan koltuktaki kadını tanımıyoruz çünkü Jake de tanımıyor — zaten o kişi hiçbir zaman var olmadı. Arabada yapılan felsefi tartışmalar, şiirler, monologlar… Hepsi Jake’in “keşke paylaşabilseydim” dediği birikimin hayalî yankıları. Her şey tam da bu yüzden biraz yapay, biraz fazla entelektüel, biraz da hüzünlü.


Filmdeki domuz sahneleri ilk bakışta tuhaf, hatta rahatsız edici görünse de, alt metinde Jake’in kendini nasıl gördüğünü açığa çıkaran en güçlü sembol. Çöpte kurtçuklar tarafından yenmiş domuz hikâyesi, Jake’in kendi hayatına dair taşıdığı değersizlik hissinin alegorisi. Kendini, kimsenin önemsemediği bir köşede çürümeye bırakılmış biri gibi görüyor. Domuzun “kurtçuklar tarafından içinin boşaltılması”, Jake’in zihnini kemiren düşünceleri temsil ediyor: pişmanlık, yalnızlık, başarısızlık korkusu ve kuramadığı ilişkilerin yarattığı içsel çürüme. Finalde karşımıza çıkan “domuz rehber” figürü ise bu metaforu tamamlıyor; Jake’in en karanlık, en çıplak benliğiyle yüzleşmesini simgeliyor.


Kısaca filmdeki domuz, Jake’in kendi kendine tuttuğu bir ayna: Onun yalnızlığının, kabullenemediği yanlarının, zihinsel çöküşünün beden bulmuş hâli, sessizce çürüyen bir hayatın aynası.


Filmin sonlarında karşılaştığımız müzikal atmosfer, Nobel konuşması, ışıklar, alkışlar… Bunların tamamı Jake’in hayatının hiçbir zaman gerçekleşmemiş başarılarını kafasında bir anlığına canlandırma çabası. Vedaya benzeyen, acı tatlı bir fantezi. Bir nevi zihinsel kapanış.

Bütün okumayı tek bir cümlede toplarsak:

“Hayatını yaşayamadığı için, kuramadığı bir ilişkiyi ölmeden önce son kez kafasında canlandıran bir adamın hikâyesi.”

Karanlık ama bir o kadar da insani bir okuma. Film bittikten sonra, dışarıda yağan kar bile bir süre daha içinize yağmaya devam ediyor...



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.